Dolunay olağanüstü güzelliğiyle gemiye eşlik ediyor, yolumuzu meşale gibi aydınlatıyor. Ayın yazarlarla sanatçılarla dolu geminin etrafında parıldaması Allah’ın inayetinin, merhametinin işareti olmalı. Nesnel bilgiden daha fazlasını vaat eden sanatın sihirli birleştirici diline çok ihtiyacımız olmasına rağmen, çatışma dili herkesi susturup ayrıştırarak gürültüyle söz almaya devam ediyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana bölgemizdeki parçalanma sona ermiş değil. Farklılıklardan zenginlik değil çatışma yaratmak için harekete geçenler sanatı hep gereksiz, değersiz hatta tehlikeli gördüler. İslam hinterlandında ortak insani değerleri, ihtilâfı değil ittifak noktalarını yeşertmeye çalışan sanatçılara daha çok alan açmak ise özel bir dikkat ve büyük emek gerektiriyor. Suriye’de yaşananlar, önceliğin hayatta kalmaya verilmesini zorunlu kıldı, evet; fakat aynı anda mülteci sanatçıların fark edilmesi, kıymetlerinin daha çok teslim edilmesi de mümkündü [1].

Anadolu Yazarlar Birliği (AYB) ve Sultangazi Belediyesinin özverili çabalarıyla 20 Eylül 2021’de başta İstanbul’da yaşayanlar olmak üzere, Mısır, Suriye, Filistin Doğu Türkistan gibi ülkelerin göçmen/muhacir yazar ve ressamlarıyla, Türkiye’nin yayıncı ve yazarları bir araya getirildi. “Gelin Tanış Olalım” başlığıyla toplanmak kadar, yerleşik olmamaya da vurgu yaparcasına yüzer-gezer bir ortamda buluşmak da manidardı. Pandemi yüzünden rû-be-rû görüşemediğimiz birçok sanatçı, yazar, editör ve yayıncı dostumuzla buluşmak hepimizi mutlu etti. Tercümanların fedakârlıklarıyla bazı sanatçılarla ayaküstü sohbet etsek de birçoğuyla sadece selâmlaştık; aynı gemide olmanın, eşsiz yakamozlara birlikte tanıklık etmenin iyiliğiyle yetinmek de güzeldi. Gemiden bazı isimleri analım o zaman. 

Ibrahim Alhassoun’un işlerinden

Muhammed İ. Mahuk, Suriye asıllı hattat, akademisyen. Halep Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmış, birçok hattat yetiştirmiş, gezdiği sayısız ülkede nadide sergiler açmış bir sanatçı.

İbrahim Al-Hassoun da yakından takip ettiğim Suriyeli sanatçı. Arap dünyasının çeşitli yerlerinde ve İspanya, Hollanda, Almanya gibi Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de çok sayıda sergi açtı.

Eyas Jaafar da Suriye asıllı ressam, karikatürist ve yönetmen. Şam Üniversitesi’nde Güzel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı okuyan Eyas, Arap dünyasında ve Avrupa’da sergiler açtı, birçok kısa televizyon filminin yönetmenliğini yaptı. Babası Dr. Adeeb Abdel Razzag Jafar Arap dünyasında çocuk edebiyatının öncülerinden.

Tayser Ahmed Halef, Suriye-Filistin asıllı romancı, eleştirmen ve araştırmacı. 2017 senesinde Uluslararası Arap Kurgu Ödülüne aday olan romanı da dahil olmak üzere 30’dan fazla kitabı var.

Eyas Jaafar’in işlerinden bir kolaj

Yaser Atrash, Suriyeli şair. 1994’dan bu yana on şiir kitabı yayınlamış. Pek çok edebiyat ve şiir ödülü almış bir yazar. 2019’dan bu yana Syria TV’de, “Damâir Muttasile” (Birleşik Vicdanlar) adlı kültür programını hazırlayıp sunuyor.

Necvan Derviş, Kudüslü şair ve kültür sanat editörü. “Arap Edebiyatı’nın en büyük yeni yıldızlarından biri” olarak adlandırılan Derviş’in eserleri 20’den fazla dile çevrildi. Ayrıca Arap dünyasında önde gelen kültür editörlerinden. Bazı bağımsız dergilerin ve ana akım günlük gazetelerin kurucu ortaklarından ve eleştirmen vasfıyla da anılıyor. Hakkında yazılan ulusal ve uluslararası yazılarda şiirinin politik olmakla beraber, Mevlanâ gibi evrensel mesajları bünyesinde barındırdığı, konuya doğrudan girip kalbe nüfuz ettiği söyleniyor. Adı Kaybedecek Başka Bir Şey Yok şeklinde Türkçeye çevrilebilecek kitabındaki şiirler, dünyada da o kadar geniş bir yankı yaptı ki bir an evvel Türkçeye çevrilmesi gereken kitaplar arasına alınması gerekir. Şairin Çevrimdışı İstanbul dergisinin 9. sayısında (Ocak-Şubat-Mart 2018) bazı şiirlerinin çevirilerine ulaşmak mümkün. İngilizce çevirisinden Türkçeleştirmek şiiri iki kere katletmek gibiyse de “Belated Recognition” şiirinden birkaç mısra deneyelim:

Çoğu zaman bir taştım yapıcıların ihmal ettiği

Fakat geldiklerinde, yıpranmış ve pişman

Yıkımın ardından

Ve sen köşe taşısın dediklerinde

Yapılacak bir şey kalmamıştı

İnkârları daha katlanılabilirdi

Karanlık onaylarından

Daha önce evimizde ağırladığımız Nurullah Muhammed Raufhan ile gemide bir araya gelmek de güzeldi. Özbekistan’da Fergana Vadisi çocuğu olarak dünyaya gelen yazar, uçaklarla ilgili teknik eğitimini yarıda bırakıp filoloji eğitimini tamamlamış. Rus Gürcü ve Çin dillerinden birçok edebi eseri Özbekçeye çevirdi ve kendi eserleri de farklı dillere çevrildi. Bazı eserleri sinemaya uyarlandı. Ali Şir Nevai ve Leyla vü Mecnun’un film senaryolarını bizzat kendisi kaleme aldı. Türkçedeki tek kitabı Kuytudaki Kulübe, Ferfir Yayınları tarafından 2016’da yayınlandı. Özbekistan’ın kendi deyimiyle müstakillik (bağımsızlıktan sonraki) dönemini roman formunda anlattığı altıyüz sayfalık kitabını okuyamamak hüzün verici. Kitap, Doğu Kütüphanesi Yayınları tarafından Özbekçe basılmış durumda.

Kıymetli Uygur yazar Zeynure Öztürk’ü de davet ettik fakat Parkinson hastalığına yakalandığı için gelemeyeceğini öğrenince ziyaretine gittik. Hatırlanmak onu çok mutlu etti ama evde bile birkaç adımı güçlükle attığından kendisini gemide ağırlamak mümkün olmadı. Askeri doktor bir babanın kızı olarak 1946’da Kaşgar’da “elmalar çiçek açarken” doğmuş. Tıp okumaya başlamış ama Çin hükümetinin toplumda açtığı derin ve dayanılmaz yaralar yüzünden biriken hikâyeleri anlatmak, halkının sesi olmak için, çok sevdiği doktorluktan vazgeçip Edebiyat Fakültesi’ni bitirmiş. Türk dillerini karşılaştıran, yazının dile etkisini araştıran, sözlük yelpazelerini ortaya çıkaran kitapları onun dil âlimi olarak anılmasını sağlıyor. Resim sanatında da eserler vermesi, Almanya’da birçok sergi açması şaşırtıcı değil. Çünkü yazarın çok kıymetli şiir kitapları da var. Goethe Üniversitesi’nde Uygurca dersler veren Zeynure Hanım, “hâzâ sanatçı” dediğimiz insanlardan. Son çalışması, Hacı Mirzahid Kerimi’nin 2020’de Kaknüs Yayınları’ndan çıkan Yusuf Has Hacib romanını Türkçeye çevirmek oldu. Bu müstesna eserin ve daha birçok kitabın yazarı Kerimi ise geçtiğimiz Ocak ayında Çin zindanlarında şehit oldu.

Mültecileri birazcık da olsa anlayabilmemiz için Zeynure Hanım’ı Kar Lâlesi kitabındaki “Turnalar” şiirinden birkaç mısrayla analım.

İstanbul’dan Urumçi’ye uçan turnalar

Kızım beni sorarsa ‘ölmedi’ deyin

Ana yurttan ayrılalı olmuş otuz yıl

Ta o günden bu güne gülmedi deyin.


[1] Bağımsız Sanat Vakfı’nın ve Kelimat Sanat Galerisi’nin sayısız sanatçının eserlerine ev sahipliği yaptıklarını unutmamak lâzım. Yazarlar Birliği de İstanbul şubesinde, eski Kızlarağası Medresesi’nin büyülü atmosferinde hatırladığım kadarıyla sonuncusu 28 Eylül- 6 Ekim 2019 tarihleri arasında olmak üzere, beş kez Arapça Kitap Fuarı düzenledi ve yazarlarla okurları buluşturan çalışmalara imza attılar.


0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arkadaşlarınızla paylaşın