Size bir çay hatırası anlatmak istiyorum. Yıllar evvel İran’da içtiğimiz çayın hikâyesini. Serde gençlik, damarlarda hızlı akan kan, yürekte cesaret, cebimde bir tutam da sinema sevgisi. Bazen sinemanın beni nerelere sürüklediğinin listesini çıkarsam diye düşünüyorum… Fark ediyorum ki sinema gittiğim her yerin bir köşesine sinmiş, kıs kıs gülüyor. Savrulmalar, koşmalar, baş dönmesi, düşmeler, bedene değen bir acı, arka bahçemizde dikili ıhlamur ağacı… Mesele sinema olunca hatlar da karışıyor bittabii.

Ziyaret edeceğimiz kişi Abbas Kiyarüstemi. Nasıl bir yol bulur da kendisini Bilim ve Sanat Vakfı’nda sinema atölyesi yapmak üzere davet ederiz diye düşünürken Cihan Aktaş imdadıma yetişti. Abbas Bey’in elektronik iletişim adresini bulduk. Ardından ona heyecanla bir mektup yazdım ve beklemeye başladım. Kendisiyle vakıfta atölye gerçekleştirmek, mümkünse öncesinde İran’da onu ziyaret ederek Hayal Perdesi dergisi için röportaj yapmak ve atölyenin detaylarını konuşmak istediğimizi söyledim. 19 Şubat 2013’te gelen ilk cevabı aynıyla aktarıyorum:

Dear Mr. Pay,

Hope you are doing well and thank you for your mail, it will be a great idea, it has been a long time since i last came to Istanbul but let me tell you the dates of both of them later since i am busy with some projects at the moment.

Best,

Abbas Kiarostami

Mektubun beni ne kadar sevindirdiğini herhalde tahmin etmişsinizdir. Kiyarüstemi’nin asistanı Selma Hanım’la bir dizi yazışma sonrasında 19 Eylül 2013 tarihinde Tahran’da buluşmak üzere Abbas Bey’le sözleştik. Birden kendimizi Abbas Kiyarüstemi’nin evine doğru yapılan bir yolculuğun içinde buluvermiştik. Hakkında çokça konuştuğumuz, yorumlar yaptığımız bir yönetmenle yüzyüze görüşecektik.

Güzel memleketimizden ayrılıp Tahran semalarına geldiğimizde heyecanımız arttı, Tahran sokaklarında adres aramaya başladığımızda iyice katmerlendi. O an, Arkadaşın Evi Nerede filmini hatırlayarak bir Kiyarüstemi filminde bulunduğumuzu hayal etmiştim. Haksız da değildim. Filmin kahramanı Ali gibi sokaklara, evlere bakıyor, filmlerinden tanıdığımız yönetmeni bu sefer biz arıyorduk. Nihayet bir çıkmaz sokağa geldik. Kiyarüstemi filmleri için bulunmaz bir metafor! Bu durumun Kiyarüstemi filminin küçük merak unsurlarından birisi olarak yüzüme bir tebessüm saldığını iyi hatırlıyorum. Apartmanı bulduk fakat bu sefer kapı zilini bulamadık. Tabii biz filmdeki Ali’ye göre şanslıydık. Abbas Bey’e telefon açtık, kapı zilinin nerede olduğunu öğrendik ve filmi hızlıca sonlandırdık!

Evin alt kısmındaki garajın arkasında nispeten karanlık, küçük bir ofise geçtik. Bir çalışma masası, sağda solda Kiyarüstemi’nin çektiği büyük boy fotoğraflar, bir bilgisayar, oturma yerleri, sehpa… Yaşlı zannettiğim Kiyarüstemi şaşırtıcı bir dirilikle karşımızda. Kibar ve sıcak bir karşılamanın ardından köşedeki merdivenden üst kattaki evine geçti; ben de etrafı seyretmeye, büyük yönetmenin filmlerini inşa ettiği minicik ofiste sinemanın izlerini gözlemlemeye başladım. Abbas Kiyarüstemi’nin sanatkâr dünyasına dair küçük işaretleri… Akabinde yavaş adımların sesi eşliğinde merdivenlerden inen Kiyarüstemi. Elinde bir tepsi, tepsinin üzerinde çaylar… Kendi elleriyle ikram ettiği çayın ardından şiir, sinema ve hayata dair uzun bir sohbet başladı. Bir ara bizi ofisin depo gibi bir odasına götürdü. Odada yıllardır çektiği ve biriktirdiği eski, tarihi kapı fotoğrafları vardı. Kapıların orijinal boyuna yakın büyük çıktılar hâlindeki fotoğraflar üst üste istif edilmişti. Daha sonra sevdiği şairlerin ‘gece’ hakkındaki şiirlerini derlediği en son kitap çalışmasını gösterdi. Hâlihazırda üzerine çalıştığı kısa bir filmden küçük bir bölüm seyrettirdi. Zaman su gibi akıp gitti, muhabbet daldan dala kondu, koyulaştı. Pek tabii nihayet ayrılık vakti gelip çattı. Çıkmaz sokağı ardımızda bırakırken sohbet bütün neşesiyle bizi geri çağırıyordu. Ama artık adım attığımız sokağın ufkunda kaybolmaya gönüllü vaziyette, şehir merkezine doğru yürümeye başlamıştık bile.

Ayrıldıktan sonra zihnimde neler mi kaldı? Şiir, sinema, edebiyat, Kiyarüstemi fotoğrafları ve Kiyarüstemi’nin ikram ettiği çayın tadı… 

İstanbul’a geri döndük.

Abbas Kiyarüstemi ile görüşmemizden birkaç gün sonra bir rüya gördüm. Rüyamda iyi bir filmin tarifini yapıyordu: “Bir ağ düşün. Filmin çerçevesine baktığımızda uçları ekranın çerçevesinden farklı yerlere uzanıyor ve birbirinden bağımsız görünüyor. Şayet ağ uçları çerçeve dışında bir yerlerde buluşabiliyorsa iyi bir film ortaya çıkmış demektir.”

Rüyanın tabirini okuyucuların engin muhayyilesine havale ediyorum.

Türkiye’ye döndükten sonra Abbas Bey’le bir müddet daha yazıştık. Atölye teklifimizi kabul etmişti. Sadece tarihi somutlaştırmamız gerekiyordu. 13 Nisan 2015 tarihinde verdiği son cevabı aynıyla aktarıyorum:

Dear Murat,

Hope you are doing well and thank you for your email,

Due to the fact that i will be busy with a film project in this summer i can not give you any dates at the moment.

Hopefully next year.

Warm Regards,

Abbas Kiarostami

2016 yılında Abbas Bey vefat etti. Hayalini kurduğumuz atölyenin gerçekleşeceği yaz ayından bahsediyorum… 2021 yılında bu hatırayı kaleme almanın bende garip bir duygu bıraktığını itiraf etmeliyim. Sinemanın beni sürüklediği bir durakta içtiğim Kiyarüstemi çayının tadı hâlâ damağımda desem inanır mısınız?


Bir yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arkadaşlarınızla paylaşın