Belgeselin hammaddesi gerçek midir? Gerçeği hammadde kabul ettiğimizde belgesele orantısız bir anlam yükleme tehlikesi doğar mı?

Başlangıçta “gerçek” ve “gerçeklik” kavramlarını birbirinden ayırmak gerekebilir. Çünkü gerçeklik, Türkçede yer yer hakikat kavramı ile özdeş kullanılıyor. Sinemada gerçek parçalarından yola çıkarak bir anlam kuran yapıya “gerçeklik” diyoruz. Yani gerçeklerden meydana gelenlerle inşa edilen veya gerçeğin merdivenleriyle varılan yerdir gerçeklik.

Belgesel filmden veya gerçekten bahsettiğimizde, beş duyumuzla muhatap olduğumuz tecrübe alanının bizzat kendisini anlayabiliriz. Zaten belgeselin “belge” özelliği biraz da buralara yaslanıyor. Nitekim belgesel, bir gözün, bir bakışın ya da diğer bir ifadeyle bir yorumun neticesi; ister istemez o gözün, o bakışın veya o yorumun bir ürünü. Dolayısıyla saf bir gerçekten söz etmek mümkün değil.

Kameranın saf gerçeği yakalayamaması, “Bu perdede mutlak anlamda itaat etmeniz gereken bir gerçeklik var.” şeklinde gizlenmiş bir iddia ile belgesel tarafından kolaylıkla örtülebiliyor. Ortaya çıkanın yaygın anlamda bildiğimiz gerçek değil, tam tersine gerçeğin bozulmuş bir hâli olduğunu itiraf etmemek, belgeselin en büyük günahına dönüşüyor. Gerçek olma iddiaları bir gerçekliğe doğru evriliyor, son raddede tartışmasız bir hakikat olma iddiasına varıyor. Bir yanlışlar silsilesi uzayıp gidiyor.

Yapabildiğim en geniş belgesel tanımı şöyle: Belgesel film, seçilmiş zaman parçalarından dikilmiş bir elbisedir. Yönetmen, belgesel malzemenin ağırlıkta olduğu bir zaman kumaşını kullanarak bir film yapar. Bu işlemin kendisi öncelikle zaman kumaşını parçalamak veya kesmek yani bozmak esasına dayanır. Nihayetinde ortaya bir elbise çıkar ve bu elbise en başta yola çıkılan zaman kumaşından farklı tasarlanmış ve dikilmiştir.

Aslında belgeselin içine dahil olan kamera, kurgu, ışık, renk, ses gibi bütün unsurlar belgeselin gerçek olma iddiasını daha başta boşa çıkarıyor. Filmin mutfağındaki her unsur, bir süzgeç vazifesiyle filmi gizleyen veya örten yeni bir perde koyarken belgeseldeki gerçek nasıl bir anlama bürünür? Kamera bir perde, ışık bir perde, kurgu başka bir perde iken, bu perdelerin arkasına gizlenen gerçek bize neyi aktarabilir? Belgeselin kurmacaya göre gerçeğe çok daha yakın olması ne ifade eder?

Belki de belgesel film evvela gerçeği yansıtma iddiasından vazgeçmeli; ya da belgesel yönetmeni belgesel kurgularken masumiyetinden feragat ettiğinin bilincinde olmalı…


0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arkadaşlarınızla paylaşın