Alman sosyolojisinin kurucu isimlerinden George Simmel’in hayata dair sade gözlemlerini felsefi yorumlarla birleştirdiği metinleri arasından güzellik üzerine özgün bir değerlendirmesini seçtik.

Az Pasta

Çok sevdiğim bir kadın arkadaşımı doğum gününün akşamı oğlumla birlikte ziyaret ettim, “Ne kadar çok kişi gelmiş sizi tebrik etmeye!” dedim içeri girerken, “Çiçeklerin çokluğundan belli.” “Evet,” dedi Hans, “bir de pastanın azlığından.”

Bu beni derinden etkiledi ve bana şimdiye dek hiç düşünmemiş olduğum bir parça insanlık gösterdi, belki de bir parçadan daha fazlaydı. Sezar’ın ömür boyu yaptıklarını başındaki defne yapraklarının çokluğundan anlamaz mıyız – ve de saçlarının azlığından? Anton von Werner’in bir sanatçı olarak önemini madalyalarının bolluğundan ve yeteneklerinin kıtlığından? Kaplıca kürlerinin etkililiğini bundan geçinen kaplıca hekimlerinin çokluğundan ve cüzdanımızın boşalmasından? Birden açıkça gördüm ki, şeylerin önemi hatta tüm zenginliği yalnızca barındırdıklarında değil, aynı zamanda onlarda eksik olanlardadır da. Sevdiğimiz şeylerin sevdiğimiz şey olduklarını, her şey olmamalarından anlıyoruz, bizi daha fazlasından mahrum bıraktıkları bir sınırları olmasından. Güzelin burukluğu da budur işte, bize çok çiçek fakat az pasta sunmasıdır. Zira şeyler her şey olsalar, Tanrı olurlardı. Bizim için bir şey olmaları için yalnızca biraz olmaları gerek. Varoluşun tüm yakalanmaz, kavranamaz içeriğinden sayısız şeyin eksilmesi gerekir ki, kucaklayabileceğimiz ve mahrum olduğu o pek çok şeyi hasreti çekilen bir olasılık olarak içinde taşısın – Hans’ın önce gözleriyle yediği bütün pastadan arta kalan gibi.

* Metin, aslına sadık kalarak okuyucunun takdirine sunulmuştur. George Simmel, Öncesizliğin ve Sonrasızlığın Işığında An Resimleri – Felsefi Minyatürler (çev. Ali Can Taşpınar), Ankara: Dost Kitabevi, 2000.


0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arkadaşlarınızla paylaşın