Oğuz Atay, hayattayken mevcut edebiyat ortamının henüz hazır olmadığı tarzıyla garipsenmişti. Yazarını ait olduğu toplum içinde yalnızlaştıran hassas bilinci, “Ben buradayım sevgili okur, sen neredesin?” diye bütün içtenliğiyle haykıran metinlerine acı bir ironi olarak yansıdı. Günlüğüne ölmeden bir süre önce yazdığı satırlarda “Birçok şeyi sezdiğimi sanıyorum, hatta yazıyorum; sonra pek kimsenin okumadığı kitaplarımın köşelerinde sıkışıp kalıyor bunlar sanki.” diyor ve derdini anlatamamanın sancısını çekerken “yaşarken unutulup gitmek” olarak niteliyordu içinde bulunduğu hâli. [1]

Birçok sanatçının yazgısı onun da yazgısı oldu; yazdığı metinler ölümünden itibaren edebiyat camiasında okunmaya ve tartışılmaya başlandı. Hazırladığı Oğuz Atay monografisiyle çıtayı çok yükseğe taşıyan Yıldız Ecevit, Ben Buradayım’da, yazar öldükten sonra neşet eden Oğuz Atay ve Tutunamayanlar efsanesini anlattığı bölüme ironik bir şekilde “Ölümden Sonra Yaşam” başlığını verir. [2] Bu aşırı ilgi, zamanla farklı göndergeleri olan bir imgeye dönüşür, Yıldız Ecevit’in ifadesiyle ismi etrafında “çok katmanlı bir anlam aurası oluşur: imgeleşir.” Ancak bu imge yekpare değildir; içinde birbirinden farklı anlam daireleri barındırır: “beğenilen bir edebiyat sanatçısından, coşkuyla bütünleşilen mitik bir kimliğe, oradan da çağın maddeler cehenneminin yalazlarının ulaşamadığı arı bir varoluş biçimine karşı duyulan özleme kadar uzanır.” [3] Postmodern zamanların obur bir çocuk gibi her şeyi tüketen iştahına uygun olarak Oğuz Atay’ın az okuyan ama çok tüketen bir toplumda “çok satanlar” arasında yer alması da Oğuz Atay’ın ironik hikâyelerinden biriymiş gibi yaşamaya devam eden bir olgu artık.

Tıpkı Bir Bilim Adamının Romanı’nda hocası Mustafa İnan için dediğine benzer şekilde kendisi de “bazı şeylerin anlaşılmasını sağlamak için sonunda ölmek zorunda kalmasaydı” keşke. [4]

Oğuz Atay’ı her daim kafa yorduğu bu topluma dair sahici ve içten tespitler içeren, Günlük’ten birkaç cümleyle anmak istiyoruz. [5]

Günlük

İnsanlarımızın, daha doğrusu benim ilgilendiklerimin dünyaya nasıl baktıklarını –benim bilebildiğim, görebildiğim kadar- bu arada anlatmak istiyorum. Batı Dünyasından bütünüyle farklı bir görüşü anlatmayı bilmem nasıl becermeli? Bunu hissettiğimi sanıyorum. Bir bakıma “irrational” -Batının anladığından ayrı- bir görüş bu. İçinde, düşüncenin farketmediği bir ‘humour’ olan, saf diyebileceğim bir görüş. Bana öyle geliyor ki biz çocuk kalmış bir milletiz ve daha olayları ve dünyayı, mucizelere bağlı, ‘myth’lere bağlı bir şekilde yorumluyoruz en ciddi bir biçimde. Aklı başında bir Batılının gülerek karşılayacağı ve bize ölesiye ciddi gelen bir şekilde.

Bir başka nokta daha: öyle bir yarım yamalaklığımız var ki, bizim dramımız, trajedimiz, akıl almaz biçimde gelişiyor. Ayrıca, bir trajedinin içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Çok güzel yaşayıp gittiğimizi sanıyoruz. İktidardaki adamlar da, bu sanıyı bütün millet adına dile getiriyorlar. Birkaç aydın dışında bunu anlayan yok gibi. O aydınlar da, sosyal birtakım sözler ediyorlar. Psikolojik yönü boşlukta kalıyor bu meselenin. İnsanlarımız, bu kötü yaşantıyı dile getirmenin, ‘muhalefet yapmak’ olduğunu sanıyorlar. Yapanlar bile ‘muhalefet yaptıklarını’ sanıyorlar bir bakıma. Aslında bir yanlış anlama olduğu halde, anlaşıp gidiyorlar. Bir ‘mış gibi yapmak’ tutturmuşlar; arabalar yürüyor ya, ekmek yapılıyor ya, iyi kötü suyumuz geliyor ya… mesele yok. Bir taklid yapıyoruz ve Batıya bile kendimizi kabul ettirdiğimiz anlar oluyor (Bir futbol maçında yeniveriyoruz onları.) Ya çocuksu gururumuz! Beğenilmezsek hemen alınıyoruz, Batılılara iftiralar ederek kendimizi temize çıkarmak için didiniyoruz. İyi aile çocukları arasında, onlara çamur atan mahalle çocuğu gibiyiz. Ben buna saflık diyorum ve genel anlamda bir sempati duyuyorum. İçinde yaşarken de öfkeyle tepiniyorum.

*Günlük’ten alıntılanan kısımda Oğuz Atay’ın kendi el yazısındaki imlâ tercihine sadık kalınmıştır.


[1] Oğuz Atay, Günlük, 16. basım, İstanbul: İletişim Yayınları, 2012, s. 260 (5 Eylül 1976 tarihli günlük sayfasından).

[2] Yıldız Ecevit, “Ben Buradayım…”: Oğuz Atay’ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası, 3. basım, İstanbul: İletişim Yayınları, 2007, s. 553-572.

[3] Yıldız Ecevit, “Ben Buradayım…”: Oğuz Atay’ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası, s. 565.

[4] Oğuz Atay, Bir Bilim Adamının Romanı, 33. basım, İstanbul: İletişim Yayınları, 2011, s. 252.

[5] Oğuz Atay, Günlük, s. 24-26 (7 Kasım 1970 tarihli günlük sayfasından).


0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arkadaşlarınızla paylaşın