Ressam -ne de güzel çizmiş- demeye alışkınız ama bu sefer -ne de güzel demiş-: “Hiçbir şey telaşa getirilemez. Büyümesi gerekir, kendiliğinden büyümelidir ve eğer o çalışmanın vakti gelecek olursa – ne güzel!”

18 Aralık 1879-29 Haziran 1940 yılları arasında yaşamış olan modern resmin öncü isimlerinden Klee’nin aşağıdaki metni, 1924 yılından bir dersine ait. Dönemin bir grup öğrencisine verilen bu ders, bir ressamın sanatından süzdüğü ‘özsu’yu bu sefer dinleyicilerine nasıl aktardığını gösteriyor.

Fish Magic, Paul Klee

“Modern Sanat Üzerine”den

Bir mecaz, bir ağaç mecazı kullanabilir miyim? Sanatçı bu çeşitlilik dünyasını inceledi ve onun içinde alçakgönüllü bir şekilde yolunu buldu. Yön duygusu, akan imge ve deneyim nehrine bir düzen getirdi.

Doğadaki ve yaşamdaki bu yön duygusunu, bu dallanıp yayılan dizilimi, bir ağacın köküyle karşılaştıracağım.

Kökten çıkan özsu sanatçıya akar, onun içinden akar, gözüne akar.

Böylece sanatçı ağacın gövdesi olarak durur.

Akışın gücüyle dövülen ve heyecanlanan sanatçı, vizyonunu eserinde şekillendirir.

Dünyayı tam olarak görür gibi, ağacın taç kısmı nasıl zaman ve uzam içinde açılır ve yayılırsa, eseri de öyle olur.

Kimse ağacın taç kısmını kökünün imgesinde büyüttüğünü kabul etmez. Yukarısıyla aşağısı arasında birbirini yankılayan bir yansıma olamaz. Farklı öğelerde genişleyen farklı işlevlerin yaşamsal farklılıklar üretmesi gerektiği bellidir.

Ama sanatçının bazen sanatının talep ettiği o doğadan uzaklaşmalara girmesi engellenir. Hatta beceriksizlik ve kasıtlı çarpıtma yapmakla suçlanmıştır.

Yine de, kendine belirlenen yerde, ağacın gövdesi olarak dururken, derinliklerden ona gelen şeyi toplayıp aktarmaktan başka bir şey yapmaz. Ne hizmet eder ne yönetir – o aktarır.

Onun konumu mütevazidir. Taçtaki güzellik de onun değildir. O sadece bir oluktur.

***

[…] Sanatçı hâlâ bütün çabalarını biçimsel öğeleri saf ve mantıksal bir şekilde gruplandırmaya, böylece herbirini kendi doğru yerine koyup hiçbirinin birbiriyle çakışmamasını sağlamaya sarfederken, arkadan bunu izleyen sıradan biri, “Ama bu amcama hiç benzemiyor” gibi perişan edici sözler söyleyebilir.

Sanatçı, eğer sinirleri sağlamsa, kendi kendine şöyle düşünür: “Amcanın canı cehenneme! Benim kendi binamı tamamlamam lazım. …Bu yeni tuğla biraz ağır ve aklım sola fazla ağırlık veriyor; dengeyi sağlamak için sağa iyi bir denge ağırlığı koymam lazım.”

Ve şu yana, bu yana, ölçeklerde bir denge oluşuncaya dek eklemeler yapar.

Ve eğer, sonunda, yarattığı sarsıntı onun iyi öğelerden oluşan özgün saf yapısında, canlı bir resimdeki kontrast gibi var olan o karşıtlığı sağlayacak kadar ileri gitmişse, rahatlar.

Ama er ya da geç, düşüncelerin çağrışımı kendiliğinden, sıradan birinin müdahalesi olmadan da ona belli olabilir. O zaman onun bunu kabul etmesine hiçbir şey engel olamaz, yeter ki kendine özgü adıyla kendini belli etsin.

Bu maddi çağrışımın kabul edilmesi, konu dile getirildikten sonra, onunla açıkça temel bir ilişki içinde duran bazı eklemeleri düşündürebilir. Eğer sanatçı talihliyse, bu doğal biçimler biçimsel kompoziyondaki hafif bir yarığa, sanki hep oraya aitmişler gibi yerleşebilirler.

Bu yüzden bu sav bir nesnenin varlığı sorunundan çok, onun herhangi bir belli momentte, doğasıyla birlikte görünümü konusuyla ilgilenir.

Tek umut ettiğim şey, bir resimde her zaman en sevdiği konuyu arayan sıradan insanın, benim açımdan, ağır ağır ölüp gitmesi ve geriye sadece başarısızlıklarını düzeltemeyen bir hayalet bırakmasıdır. […]

***

[…] Bazen gerçekten büyük genişliği olan, bütün bir öğe, nesne, anlam ve üslup alanını kat eden bir eser hayali kuruyorum.

Korkarım, bu, bir düş olarak kalacak, ama şimdi bile bu olasılığın arasıra aklımda belirmesi iyi bir şey.

Hiçbir şey telaşa getirilemez. Büyümesi gerekir, kendiliğinden büyümelidir ve eğer o çalışmanın vakti gelecek olursa – ne güzel!

Onu aramaya devam etmeliyiz!

Parçaları bulduk, ama bütünü bulamadık!

Hâlâ asıl güçten yoksunuz, çünkü:

İnsanlar bizim yanımızda değil.

Ama biz bir halk arıyoruz. Orada, Bauhaus’ta başladık. Orada herkesin elinde varsa kattığı bir toplulukla başladık.

Daha fazlasını yapamayız.


Kaynak: Paul Klee, “‘Modern Sanat Üzerine’den”, çev. Sabri Gürses, Sanat ve Kuram 1900-2000 Değişen Fikirler Antolojisi, editörler: Charles Harrison, Paul Wood, İstanbul: Küre Yayınları, 2011, s. 397-400.


0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arkadaşlarınızla paylaşın