
Sirāt: Doğru Yolu Bulmak Kolay mı, Zor mu?
8 Nisan 2026Eskiden bildiğin ağlaktım. Şimdi daha fena…
Sanki damarlarımdan kan yerine gözyaşı akıyor da tatlı ve uysal bir pınar gibi sessizce boşalıyor.
Hani eski bir resme bakarken, hani yılları sayarken değil sadece. İçimde çok tiz bir yer var da hemen her şey oraya dokunuyor gibi. İşte öyle bir şey.
Beni bugün, bir an için gözlerimin çakılıp kaldığı ve aniden vurulduğum bir kapıya gözyaşı döktürten sebep neydi mesela? Memlekette on iki yıl boyunca yazları misafir kaldığım iki katlı kerpiç evin çift kanatlı kapısını hatırlatması mı? Çok sonraları kasabaya yolum düştüğünde o kanatların, artık evin harabeye dönmüş duvarlarına tutunup rüzgârda ağıt yakar gibi gıcırdayarak ileri geri sallanması, son nefesine kadar direnmesi mi? Bilmiyordum. Bu kapı ise, tam aksine, sanki bir savaştan, etrafındaki her şeyi yok etmiş bir savaştan çıkmış da yorgun, donuk ve bitkin bir kenara atılmıştı. Yenikti, doğru; kirişlerinden sökülmüş, bir duvara dayanacak takati ancak bulmuştu kendinde. Cephede kalmış son nefer gibi. Derin bir yalnızlığa mahkûm gibi. Ruhunu bedeninden çekip almışlar gibi. Umut etmekten vazgeçmiş, umut edilmekten de vazgeçmiş yaralı bir asker gibi… Mutlak bir yenilginin simgesi hâline gelmiş gibi. Ve daha ne çok gibiydi bir bilse…
Kanatlarını bir hurdacının döküntü kamyonetinden indirip duvara dayadılar. (Birçok farklı yerlerden eski kapılar geliyormuş buraya. Bakkalın oğlu söyledi, öyle hayretle baktığımı görünce. Bir şey demedim. Yabancısıydım buranın; yol üstünde bir uğrak yerinden geçiyordum altı üstü. Boyayıp, işleyip, süsleyip dekoratif amaçla kullanmak isteyen villa sahiplerine satıyorlarmış.) Oysa ben senin evvel zaman içinde taş bir avluya yahut incir ve dut ağaçlarıyla dolu bir bahçeye açıldığına, oraya ne çok yakıştığına emindim. Sanki o bahçede dizlerimde ve dirseklerimde kabuk bağlamış yaralarla incir ağaçlarının tepelerine, dutun dallarına, evin tavanına tırmanıp duran, ekmeğin arasına taze fasulye yemeğinden koyan bir çocukmuşum; evet, sevgiyle, tutkuyla büyütülen gürbüz bir çocukmuşum –ama çocuksun ya işte– bazen de öfke, üzüntü, hayal kırıklığının dibinde bir çocukmuşum da annem beni eşiğinden geçirip şefkatli eliyle alnımı serinletmiş gibi.
Hani bir insan gidince geride yeleği, hırkası, terlikleri, yattığı yatakta soluklanmaları filan kalır ya, işte öyle bir his gelip oturdu böğrüme ve o tiz noktaya tutundu.
O tiz noktaya tutundum ve menteşelerinden söküldüğü yerde kim bilir kaç nesildir uzayan binlerce anıyı, yaşamış ama hiç yaşamamış gibi biriktirmiş ama hiç biriktirmemiş gibi, sanki dünyayla arasına bilinçli bir mesafe koymuş gibi susuşunu seyreyledim kapının. Kim bilir çeşit çeşit çocukluk, gençlik, yaşlılık suretlerine aşina kanatlarında daha ne titreşimler ve karaltılar diplere doğru çekildi de o kutlu eşiğinde ne mahrem sırlar köreldi diye diye seyreyledim.
Benim de körelecekti. Elimin değdiği eşyalardan kolay kolay vazgeçemeyen, sanki bir eşya koleksiyoncusu gibi kulpu kırık bir fincanı bile değerli bir mücevhermişçesine saklayan biriyken bugün demans başlangıcı tanısı konulduğunda bu hakikat içime işledi. Artık eminim, ben de bir süre sonra senin gibi bir köşede neyi beklediğimi dahi bilmeden bekleyeceğim. Zihnim henüz buzlanmamışken yolumun –60’ı devirmiş bu yolun– yeşili dökülmüş, kanatlı ahşap bir kapıyla kesişmesinde bir hikmet arayacağım. Muhakkak ki eşyanın yolu da insanla kesişir çünkü; onun da insanla bir buluşması ve onda bir yankı bulması vardır.
Sonra yavaş yavaş isimleri, yüzleri ve yılları şaşıracağım. Zihnim adeta teklemeye başlayacak, beynim zikzaklar çizecek ve birbirine sarmalanmış, iç içe geçmiş anılarım tel tel ayrılmaya başlayacak birbirinden. Akabinde içimdeki bulanıklık suretime yansıyacak, çehrem ve bakışlarım da bulanacak… Senin gibi bir köşede öldüğümü dahi idrak edemeden bu dünyadan göçeceğim.
Kelimeler, suretler mi beni terk edecek, yoksa ben mi onları? Asla bilemeyeceğim.
Ardımda bıraktığım açık kapı, inleye inleye ileri geri çarpıp duracak.
İşte böyle bir şey…
Nermin Tenekeci
İşbu web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa tabidir. Sitenin içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi-belge, her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları Zift Sanat’a aittir.




