
The Odyssey: İşgale Karşı İşgalciden Yana
19 Ağustos 2026Eski toplumlarda körlük bir sakatlık belirtisiydi. İnsanın uğrayabileceği en korkunç felâketti. Bu yüzden körler ya öldürülür ya böyle kimselere dilencilik yaptırılır veya erkekse kürekçi, kızsa fahişe olarak yetiştirilirdi. Hıristiyanlığın yayılmasıyla bu gibi fikirlerin yumuşadığı öne sürülse de, İncil’de geçen “Bırakın onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör köre kılavuzluk ederse, her ikisi de çukura düşer.”[1] ifadesi, aslında körlerin o dönemde de nereye oturtulduğu konusunda ipuçları vermektedir.
Ayrıca körlerin altıncı bir hissi bulunduğuna inanılıp yüceltildiği dönemlere de rastlanmıştır. Oysa onların uzaklık duygusu veya kendilerinden çok daha uzaktaki nesneleri algılayışları yüz, el içleri ve ellerinin yüzeyindeki sinir uçlarıyla işitmelerinden ileri gelir.[2] Hatta ellerinde taşıdıkları baston veya değneği yere vurduklarında çıkardıkları ses, önlerinde veya yanlarında bulunan nesnelerin yerine göre farklı titreşimler yayar.
Bir Körebe Oyunu
Körlük hakkında bu iki aşırı ucu birleştiren, bir orta zeminde değerlendiren, bazen bu iki ucun çok ötesinde meseleye farklı bir açıdan yaklaşan birçok film çevrilmiştir. İlk akla gelenler şüphesiz Martin Brest’in Kadın Kokusu (Scent of a Woman, 1992), Mecid Mecidi’nin Cennetin Rengi (Rang-e Khoda, 1999), Sanjay Leela Bhansali’nin Siyah (Black, 2005), Tamar Van den Dop’un Kör (Blind, 2007), Fernando Meirelles’in Körlük (Blindness, 2008), Guillem Morales’in Julia’nın Gözleri (Los ojos de Julia, 2010) filmleri. Hepsi de kendince konunun bir tarafından tutarak körlüğü sinematografik zemine taşımaya çalışır. Biri kadın-erkek ilişkilerindeki etkisini, diğeri sosyo-kültürel bağlam içinde ailedeki yansımalarını ve bir çocuğun eğitimi üzerindeki ağırlığını ele alırken, bir diğeri de insanlık üzerindeki etkilerini dile getirmeyi dener. Aynı körlerin bir fili tarif etmesi gibi.
Peki Andrzej Jakimowski’nin Polonya-İngiltere-Portekiz-Fransa yapımı Hayallerin Ötesinde (Imagine, 2012) filmi körlük hakkında izleyicisine neyin ipuçlarını sunmakta?



Ekolokasyon yöntemi sayesinde bastonsuz yürüyebilen Ian, kendi gibi diğer görme engellilere bu yöntemi öğretmek için Lizbon’da özel eğitim veren bir enstitüde öğretmenliğe başlar. Duvar manzaralı odadaki keşişle kalmaktansa tek başına, manzaralı ama pek konuşmayan bir kadının yanındaki odada kalmayı tercih eder. Daha ilk günden Ewa’nın içe kapanık hayatına kendini kabul ettirmek için elinden geleni yapar. Odasındaki lambasından söktüğü tellerle, camlarının önüne konan kuşların seslerine benzeyen tıkırtılar yaparak derslerine katılmayan Ewa’yı etkilemeye çalışır. Çocuklara masanın üzerinde duran sürahiden bardağa suyu nasıl dokunmadan, görüyormuşçasına koyabileceklerini ve nasıl bastonsuz yürüyebileceklerini öğretirken bile kulağı ve hisleri Ewa’yı izler. Önceleri Ian’ın avluda yaptığı dersleri gizlice odasından takip eden Ewa sonraları Ian’la birlikte dışarı çıkıp gezecek kadar ona güvenmeye başlar. Ancak çok geçmeden Ian, okuldaki doktor ve din adamı tarafından, orada uyguladığı bu farklı yöntemlerin enstitü içerisindeki hastalara zarar verdiği gerekçesiyle işinden atılır.
Jakimowski filmi, retina kanseri sebebiyle üç yaşında kör kalan ama ekolokasyon yöntemiyle hayatını genişleterek birçok insana örneklik teşkil eden ve 16 yaşında hayatını kaybeden Ben Underwood adındaki gence adıyor. Ayrıca ilk açılışta “Ewa’ya” şeklinde beliren yazıdan da filmini Ewa adındaki eşine ithaf ettiği anlaşılıyor.
Biraz Gerçek Biraz Yalan
Filmi özellikle sinemaskop oranında (2.35:1) çekmeyi tercih eden yönetmen, hikâyesini anlatırken seyircileri, körlüğün penceresinden hareket etmeye davet etmek istese de bunda tam olarak bir başarı elde ettiği söylenemez. Özellikle de Ian’ın Ewa ile sokağa çıktıkları sahnede, ekrandaki iki kişi bir yere doğru ilerliyor ama seyirci kendisini hiç de bu sürüklenişin bir parçası gibi hissedemiyor. Diğer görme engelli oyuncular dışında Ewa ve Ian karakterlerini canlandıran Edward Hogg ve Alexandra Maria Lara’nınbaşarılı bir oyunculuk sergilemelerine rağmen çoğu yerde seyircinin, aynı filmdeki görme engelli çocukların sürekli öğretmenlerinin gördüğünden şüphe etmeleri gibi bir hisse kapılmasını engelleyemiyor. Bu yüzden yönetmenin Ian’ın, körlüğünün kanıtı olarak protez gözlerini çıkarmasıyla aynı zamanda seyirciyi de ikna etmek istediği farkediliyor.
Filmde kullanılan otantik ses sistemi de dikkatleri çekiyor. Bir röportajında “Önemli olan seslerin kendisi değil, bizim onlara yönelteceğimiz dikkatimizdir.”[3] diyen yönetmenin, filmin geneline bakıldığında, dikkatlerimizi seslere yöneltmemizi sağlamayı başardığı görülüyor. Çocuklarla bahçede oturup onlara ne duyduklarını söylemelerini ve kokuları da duymalarını öğütlediği sahnelerde, hatta filmin sonuna doğru Ian ve öğrencisinin sokaktan geçerken işittikleri flamenko dansına ait topuk sesleri, dışarıdaki tren, araba ve insan seslerine karışırken izleyici, gözlerini kapatarak sokağın ortasındaki kendisiymişçesine hayal etme düşüncesine kapılıyor.
Hayatın Diğer Adı: Döngü
İlk filmi Kıs Gözlerini (Zmruż Oczy, 2002) ile FIBRESCI ödülünü alan Jakimowski, Küçük Oyunlar (Tricks, 2007) filmiyle Yunan Parlamentosu TV Kanalı’nın İnsan Hakları ve 13. Gezici Film Festivali’nde SİYAD’ın Bronz Kaz Ödüllerine lâyık görüldü. Bunun yanısıra birçok festivale de katılan yönetmen son filmiyle de 2012 Varşova En İyi Yönetmen ve İzleyici Ödüllerinin sahibi oldu.
Hayallerin Ötesinde, yönetmenin diğer filmleriyle karşılaştırıldığında çekim kalitesi bakımından en ayakları yere basan filmi denilebilir. Ancak senaryo açısından ise diğerlerine göre daha zayıf ve açık noktaları var. Özellikle de filmin sonu aceleye getirilmiş izlenimi uyandırıyor. Böyle bir son, Ian’ın okula gelişinin amacını iyice daraltıyor ve yalnızca bir süre sonra âşık olduğu Ewa’yı odasından çıkarmakla sınırlandırıyor. Çünkü bu bir görme engelliye dair ipuçları sunabilir ancak genel anlamda körlüğe dair izleri süren bir tavırdan uzaklaşır.

Ayrıca yönetmenin her üç filminde de kuşlara özel yer verdiğini ve kuşların insanlarla arasındaki iletişimi konu edindiği görülüyor. Bunun yanında hepsinde bir yürüyüş, bir seyir, bir yolculuk hâli göze çarpıyor. İnsanın kendi yolculuğuna atıf yapan görsel malzemeyle de bunu destekliyor. İzleyiciyi birçok sahnede gitmek ve kalmak üzerine düşündürüyor. Karakterleri ya dönüp dolaşıp aynı yere varıyorlar ya da geri dönüyorlar. Bu gibi sahneler, bir gidememe hâlini ortaya koyuyor gibi görünse de genel manâda hayatın döngüselliğinin altını çiziyor.
Kıs Gözlerini, Göreceksin!
Film, bir okuldaki görme engelli çocukları konu edinmesi bakımından Cennetin Rengi filmiyle kıyaslandığında, Mecidi’nin kullandığı doğal oyuncularla bu filmdekiler arasındaki farklar hemen dikkat çekiyor. Şüphesiz kültür farklılığı da bu duruma katkıda bulunuyor. Ancak Hayallerin Ötesinde filminde izleyici olayları, koltuğunda oturup bir yabancı gibi uzaktan seyrettiğinin öylesine farkında ki… Doğal bir anlatım tarzı yakalamasının etkileyiciliği, seyirciyi karşısındakinin yerine geçirmeye yetmiyor, hatta onu yabancılaştırıyor; körler üzerine bir inceleme, bir belgesel seyrediyormuş izlenimi uyandırıyor. İzleyiciyi filmde gördüklerindense Ian’ın hayal ettiklerini düşünmeye sevkedecek bir zemin yaratmıyor. Mecidi’nin filminde ise o çocuğun parmaklarıyla, doğayı ve çevresindeki her şeyi dokunarak okuma çabası izleyicinin de ellerini harekete geçiriyor. Seyircinin de filme dâhil edilmesine kapı aralıyor.
Okuldaki öğrencilere sürekli “Kapının ardında bir hayat var; siz dışarıda bastonsuz bir şekilde yürüyebilir ve özrünüz yokmuş gibi yaşayabilirsiniz.” mesajını verirken, doktorun odasında azarlanmasının ardından dışarıya bastonuyla çıkması ve çocukların arkasından ‘yalancı’ diye seslenmesi izleyiciye, “Bir insanı, engelinin üstünü örtmesi mi yoksa onu kabullenmesi mi kapıların ardına taşır?” sorusunu sorduruyor.
Hayatın kendisinden örnekler sunmaya ve filmlerinde hayatın ritmine uygun doğal bir akış sağlamaya çalışan, ayrıca filmindeki eksik kalan yanlara rağmen detaycı, ölçülü ve hassas bir dil kullanan Polonyalı yönetmen Andrzej Jakimowski, Hayallerin Ötesinde filmiyle, “olayların sonunu değil ama ötesini görebilmenin önemi”ne vurgu yaptığı ilk filmindeki cümlesini bir ilmek daha atarak perçinliyor.
Ayşe Yılmaz
[1] İncil, Matta, 15. Bölüm, 14. Ayet.
[2] Mitat Enç, Körler: Ruhbilim, Eğitim ve Öğrenimleri, Ankara: Milli Eğitim Basımevi, 1947, s. 38.
[3] Engin Ertan, “Hissederek Görmek”, Sinema Dergisi, Ağustos 2013, s. 66-69.
İşbu web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa tabidir. Sitenin içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi-belge, her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları Zift Sanat’a aittir.



