

29 Ocak 2024. Filistinli Hind Rajab ve yakın aile fertlerinin İsrail ordusu tarafından öldürülmesi, neredeyse bütün dünyanın şahitliğinde gerçekleşti. Ailesinden altı kişinin ölü bedenleri arasında sıkışıp kalmış beş yaşındaki Hind’in bulunduğu arabaya 335 mermi atılması, hem Filistinlilere yönelik iflah olmaz nefretin hem de cephane bolluğunun göstergesi. Arabada sağ kalan son kişi olan küçük kızın ona cankurtaran sağlamaya çalışan Kızılay ekibiyle yaptığı konuşmaların ses kaydı, bu belgesel filmin odağı. The Voice of Hind Rajab (Hind Rajab’ın Sesi, 2025) Tunuslu yönetmen Kaouther Ben Hania’nın dünyada büyük ses getiren filmi.
Film, Filistin Kızılay’ının kurtarma ofisinde geçiyor. İzlerken kalbe ağır gelen tarafı, masumiyetin şahikası küçük bir kız çocuğunun saatler boyunca kurtarılmak için çırpınan gerçek sesini işitmek ve üç saatin sonunda yükselen yoğun ateş sesleriyle son nefesinin kesilmesine tanık olmak… Bu ânın kurgu değil gerçeğin ta kendisi olmasının çaresizliği… Neredeyse canlı yayında işlenmiş gibi bir cinayetin aslında tekil bir hadise olmadığını, yok edilen binlerce çocuğu temsil ettiğini biliyoruz; bu bilgi filmle iyice perçinleniyor. Yönetmen, istatistik hâline gelen çocuk ölümlerine bu filmle kimlik kazandırmak istediğini söylüyor. Olup bitenleri yeterince algılayamamış, meseleye mesafeli duran kimi dünya seyircileri de böylece Filistin’de yaşanan gerçekliğin sadece bir saatine neredeyse gerçek zaman içinde şahit oluyorlar.

Peki ne olmuştu?
“Eğer İsrail’in Gazze’yi hedef alan şiddetli saldırılarının doğası hakkında şüpheniz varsa bu küçük kızı hatırlayın.” diyor Owen Jones, “Filistin’i Anlamak İçin Hind Rajab’ın Anılarına Geri Dönün” başlıklı yazısında. (The Guardian, 19 Ağustos 2024, çev: Barış Özkul)
Habere göre beş yaşındaki Hind Rajab, 29 Ocak 2024 sabahı, teyzesi, amcası ve birkaç kuzeni ile birlikte Kia Picanto marka eski bir arabaya binmiş doğup büyüdüğü Tel el-Hava mahallesini terk ediyordu. Evden çok az uzaklaşmışlardı ki İsrail ordusunun ateş açmasıyla arabadaki herkes öldü. Sadece Hind ve 15 yaşındaki kuzeni Layan Hamada hayattaydı. Hind, olanları tam anlayamasa da Layan daha büyük olduğundan dehşet içindeydi ve Filistin Kızılayı’ndan (PRCS) gelen çağrıyı yanıtlarken bir tank tarafından araca ateş edildiğini bildirdi. Filmde Layan’ın da vurularak öldürüldüğü andaki gerçek çığlıklarını duyabiliyoruz. Kızılay geri aradığında, bu kez altı akrabasının kanlı cesetleri arasında hayatta kalan tek kişi olan Hind ile diyaloglar başlıyor. O da sürekli yaklaşan bir tanktan bahsederek kurtarılması için yalvarıyor.
Bu arada küçük kızın sürekli “beni alın, beni bulamaz mısınız, hava kararıyor, korkuyorum” dediğini işitiyoruz. Sesin merkeze alındığı ve başrolün verildiği bu filmde, kurtarma çalışmaları neredeyse birebir canlandırmayla perdeye yansıtılmış. Hind’le konuşmayı psikolog eşliğinde sürdüren Kızılay görevlisi Rana’nın Filistin Sağlık Bakanlığı görevlilerinin İsrail ordusuna ulaşma çabalarındaki sonuçsuzluğa isyanı, çarpıcı bir gerçeklikle aktarılmış. Ateş açılan bir bölgeye kurtarma ekibi göndermenin sorumluğunu üstlenmek çok zor; fakat daha da zor olan küçük kızı telefonda saatlerce oyalamak. Hava kararınca aralarında sıkıştığı ölüler hakkında önceleri “uyuyorlar, konuşmuyorlar” diyen Hind’in sonra “uyanmıyorlar, hepsi kanlar içinde” demesiyle tansiyon yükseliyor. Evine o kadar yakın bir yerdeyken ve bunun farkındayken arabadan inip yürüyüp gitmek istese de ne sıkıştığı yerden çıkması ne de silahını arabaya çevirmiş tanka karşı koyabilmesi mümkün. Yol kenarları çocuk cesetleriyle dolu… Konuşmayı kızı hayatta ve güçlü tutacak şekilde yönetmeye çalışan Kızılay görevlisi Rana’nın kurduğu cümleler: “Gazze denizini düşün, yüzüyor oynuyorsun, kumsalda güneş parıldıyor. Derin nefes al, büyük bir çiçeği kokladığını düşün. Çok güçlü bir ruhun var, çiçeği kokla, aldığın nefesi tut, şimdi yavaşça ver.” Bu esnada saatlerce İsrailli yetkililerden yeşil ışık ve güvenli geçiş izni bekleniyor fakat cevap yok. Eş zamanlı olarak başka bir olay daha geliyor Kızılay’a. Kuşatma altında kalan hamile bir kadının doğumu başlamış, yanında bulunan on yaşındaki kıza (!) doğuma nasıl yardım edebileceğini anlatmaya çalışıyor bir görevli. Orada da bir çocukla açıkça duyabildiğimiz ölümcül ses teması var. Bu esnada Hind’in “bizim babamızla onların babası konuşsalar askerlerin de babası var” demesi karşısında insan çaresiz hissediyor.

Sağlık Bakanlığı’na bağlı birimler saatlerce izin bekledikten sonra nihayet bir ambulansın güvenli geçişi hususunda İsrailli yetkililerle anlaşmayı başarır. Sağlık görevlileri saat 18.00 civarında olay yerine varır varmaz ateş altına alınırlar; ambulans, kurtarma ekibi ve araç havaya uçurulur. Ancak iki hafta sonra, İsrail’in mahalleden çekilmesiyle, ekibin, Hind ile ailesinin çürümüş cesetleri bulunur. Owen’ın dediği gibi İsrail devleti işlediği her vahşetin ardından standart bir hareket tarzı izliyor: inkâr etme, saptırma, aldatma ve dikkatlerin başka bir yere kaymasını bekleme. Çoğu medya kuruluşu da elbirliğiyle İsrail’in aklanmasına imkân tanıyor.
İsrail olaydaki dahlini inkâr etmeye kalkıştıysa da medya manipülasyonları yeterli olmadı. Cinayetlerden beş ay sonra, Londra Üniversitesi Goldsmiths bünyesindeki saygın multidisipliner araştırma grubu Forensic Architecture, El Cezire ile birlikte ayrıntılı bir soruşturma yayımladı. Soruşturma kapsamında, aracın dış cephesinde 335 kurşun deliği tespit edildi. Layan’ın telefon görüşmesinin analizi, sadece altı saniyede İsrail yapımı silahlarla uyumlu 64 adet mermiyle ateş edildiğini ortaya çıkardı; tank araca 13 ila 23 metre uzaklıktaydı. Siviller doğrudan hedef alınmıştı.
Filistin’in hakikatine alan açan filmlerin birçok sinema ve sosyal medya platformundan kaldırıldığı bir zamanda, Hania sadece sesleri merkeze alan yeni bir biçim deniyor ve yaşanan acıları, göstermekle kalmayıp seslerle en ince yerden duyuruyor. Görmenin etkisizleşip sadece bakmaya dönüştüğü ve anlatma imkânlarının neredeyse tükendiği bir zamanda, sesin ortaya çıkışı ve göremeyenlere işitme fırsatı yaratması çok kıymetli. Bu sesle birlikte Filistinli küçük bir çocuğun “Büyüyünce ne olmak istersin?” sorusuna verdiği “Biz büyümeyiz ki; daha çocukken ölürüz.” cevabı da zihne hücum ediyor.

Filmde Filistinli kurbanların değersizleştirilmesinin önüne geçen güçlü bir anlatım var. Çocukluğun çiğnenen masumiyetini, bombaların ve silahların insanlığı bastıran hegemonyasını, kıyımın bürokrasisini, pornografisini, global duyarsızlığı, görünmeyen fakat en üst boyutta hissedilen fiziksel şiddeti sesle gözler önüne seren ve kulak da dahil bütün duyu merkezlerimizi tanıklığa çağıran bir film.
Filmin yapımcıları arasında Brad Pitt, Joaquin Phoenix, Roney Mara gibi ünlü oyuncuların yer alması, seyirciler tarafından çoğunlukla takdirle karşılandı. Filmin Venedik Film Festivali Jüri Büyük ödülü, San Sebastian En İyi Film ödülü gibi başarıların yanı sıra, Oskar adaylığı, Altın Küre adaylığı, BBC 2025 en iyi film seçkisinde yer alması ve daha birçok mecrada beğeni toplaması, filmin farkındalık oluşturma açısından isabetli bir yolculuğa çıktığının göstergesi.
*
Yaşananlar karşısında bütün sözler yetersiz kalıyor. Ses kayıtlarının içinden çıkıp seyirciyi vuran bir diyalogla bitirelim.
Kızılay görevlisi: “Hind, neden konuşmuyorsun?”
Hind: “Konuşmuyorum çünkü her konuştuğumda ağzımdan kan geliyor ve elbisem kirleniyor, annemin temizlemek zorunda kalmasını istemiyorum.”
Yıldız Ramazanoğlu
İşbu web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa tabidir. Sitenin içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi-belge, her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları Zift Sanat’a aittir.