Yıl 1984. Metin Sözen’in Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı kitabının kapağında mimar Turgut Cansever ile Abdurrahman Hancı tasarımı İstanbul Büyükada Anadolu Kulübü Oteli arka cephesindeki ahşap kafeslerin fotoğrafı yer alır. “Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Genel Yayın No: 246, Cumhuriyet Dizisi: 9”. Kitap, ön kapakta yer alan “Cumhuriyetin 60. Yılına Armağan” etiketiyle basılır. İç kapakta ise başlığa ek olarak “1923-1983” tarih aralığı not düşülmüş.

20 yıldır Turgut Cansever üzerine düşünen yazan birisi olarak zamanında sahafta karşılaştığım bu kitabı, kapağını görür görmez, tereddütsüz ve pazarlıksız satın almıştım. Kapakla uzun uzun bakışma, jenerik sayfasını inceleme, önsözün ilk ve son cümlesini okuma… Sonra kitabın sırtını sol elimin avuç içine oturtup, sağ elimin dört parmağını arka kapağa sabitleyip baş parmağın harekete geçmesiyle iskambil kağıdı karar gibi bütün sayfaları şöyle bir çevirme… Başparmağın hareketiyle yer yer yavaşlayan, yer yer hızlanan, ritmi her kitapta farklılaşan sayfaların sesi… Oluşan rüzgârın etkisiyle burnuma gelen kitap ve sahaf dükkânı kokusu… Tozlu sayfalardan kopan zerrelerin ağızda bıraktığı tat… Ez cümle, kapağı gördüm, kitaba dokundum, sayfaların sesini işittim, kokuyu aldım, zerrecikleri tattım. Beş duyu tamam oldu.

Sıra asıl işe gelmişti. Dikkat ve rikkat ile yapılacak ileri tetkikler. Bir çay bahçesine oturup tek tek açılan sayfalar… İlk açılanlar ise kitabın sonundaki dizin sayfaları. Büyük bir heyecanla aranan “Cansever, Turgut” maddesi. Heyhat! Yok! Çaydan bir yudum çekip, kitaba doğru biraz daha eğilip “gerçekten yok mu” bakışı… Halbuki dizinde başka bir sürü mimarın ismi vardı.

Dizin sayfalarında takılı kalmıştım. Cansever’i ararken bir sürü mimari yapı ismi görmüştüm. Hemen “A” başlığına yöneldim. Kapaktaki “Anadolu Kulübü Oteli” maddesini arıyordum. Buldum. Kayıt şöyleydi. “Anadolu Kulübü-Büyükada, İstanbul: 281”. Açtım. Yine heyhat! Çünkü şunları okudum: “1951-1967 arasında yapılan, daha önce konusu edilen Türk Tarih Kurumu, türünün ilk ve en başarılı örneklerinden birisidir. Turgut Cansever ve Ertur Yener’in yapısı, hem geleneksel tasarımın içe dönüklüğünü, hem de çevresine uyumun, malzeme ve biçimlenmenin başarılı bir çözümünü ortaya koyuyordu. Ertur Yener bu başarıyı, aynı yıllarda İstanbul’da Anadolu Kulübü’nün gazino bölümünde T planı yeniden yorumlayarak yineleyecektir.” (s. 281-282) [1]. Acaba bu ifadeler ne anlama geliyordu? Peşpeşe sıralanan cümlelerin satır arası okumasını yapmam gerektiğini hissettim. Zihnime bir sürü şey üşüştü. Birini seçtim. Bırakın Anadolu Kulübü Oteli’nin metinde isminin geçmemesini, yukarıdaki gibi “Anadolu Kulübü” farklı bir yapısıyla gündem edildiğinde bu kez Cansever’in en meşhur eseri Türk Tarih Kurumu neredeyse Ertur Yener’e mâl ediliyordu. Cansever ismi neredeyse kerhen geçiriliyordu. [2]  

Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı kitabı çeşitli yönleriyle ilginç bir kitap. Toplam 378+VIII sayfa. Eser, az metin, çok fazla görselden oluşuyor. Kapağında Turgut Cansever’in mimari eseri var fakat dizin sayfalarında Cansever yok. Oysaki kitapta sayfa 279, 281 ve 305’te olmak üzere üç yerde geçiyor. Kapakta Anadolu Kulübü var ama metinde “Anadolu Kulübü Oteli” geçmiyor. Dizinde bir kez geçtiği belirtilen “Anadolu Kulübü” ifadesi ise gerçekte iki kez geçiyor. Birincisini yukarıda alıntılayıp yorumladım. Şimdi Anadolu Kulübü’nün kitapta geçtiği ikinci kısmı okuyalım: “Brütalizm’i geleneksel değerlerimizle bağdaştırmaya çalışanların yanında, uluslararası özellikleri daha ağır basan bir Brütalist biçimlenmeyi yeğleyen mimarlar da vardır. Bu alanda çok başarılı iki örnek verilebilir: Ankara’da Ertur Yener’in Anadolu Kulübü ile Günay Çilingiroğlu’nun İstanbul Reklam Binası” (s. 279). Bu kez de Anadolu Kulübü yapılarından bir başkası, Ankara’da olanı dile getiriliyor [3]. Metin Sözen, kitabın metin kısımlarında Ertur Yener’in biri Ankara’da diğeri İstanbul Büyükada’da Anadolu Kulübü tasarımlarından bahsetmekte, ne hikmetse Turgut Cansever ve Abdurrahman Hancı’nın Büyükada Anadolu Kulübü Oteli’nden bahsetmemektedir.

Kitabın içinde Anadolu Kulübü Oteli’nin göründüğü fakat “Anadolu Kulübü” olarak yazıldığı tek yer kapaktaki fotoğrafın yer aldığı iç sayfa olan 305’inci sayfa. Fotoğraf altı yazısı tam olarak şöyle: “İstanbul, Büyükada, Anadolu Kulübü, Turgut Cansever-Abdurrahman Hancı, cephesinden ayrıntı, 1953-1957.” Kitaptaki bir başka ilginç durum mimar Abdurrahman Hancı ile ilgili. Bundan başka ne dizinde ne metinde ne de fotoğraf altı yazılarında Hancı ismine tesadüf edilebiliyor.

Bazı şerhler düşeyim. Kitaba iki konuda fazla haksızlık etmiş olmayayım: 1. “Ankara, Türk Tarih Kurumu, Turgut Cansever-Ertur Yener” hem siyah beyaz fotoğraf sayfalarında dört fotoğraf ile (s. 311-312) hem de toplam 66 sayfa olan renkli forma baskılarında (s. 351) bir fotoğraf ile yer buluyor. 2. Dizin maddelerine belli ki özen gösterilmemiş, titiz davranılmamış. Metinde adı geçen ama dizinde yer almayan Cengiz Bektaş gibi mimarlar da var. Maddeleri müellif mi işaretledi, yayınevi çalışanı mı belirledi, burası meçhul. Ayrıca dizin sadece metin sayfaları için yapılmış. 378 sayfalık kitabın 54 sayfası için… Bir hocamın söylediği gibi “Metin bey bu tür konularla neredeyse hiç ilgilenmezdi.”. Ekliyorum: Mimarlık tarihi kitapları, mimarlığın tarihini, dışarıda bıraktıklarıyla da yazar. Tüm tarih kitapları, bütün kitaplar böyledir belki de…

Biz kapağa odaklanalım.

10 000 adet basılan bu birinci baskının “Kapak Düzeni” Fahri Karagözoğlu’na ait. Memduh Şevket Esendal’dan Halikarnas Balıkçısı’na, Ceyhun Atıf Kansu’dan Muzaffer İzgü kitaplarına, Haldun Taner’den Sezer Tansuğ’a, Şerafettin Turan’dan Turgut Özakman’a Bilgi Yayınevi’nin kitap kapaklarının tasarımcısı da odur [4]. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın 80’li yıllardaki bazı kitap kapaklarında da onun ismini görmekteyiz. Özellikle Türk Ressamları Dizisi dikkate değer: Eşref Üren (Dizinin 1. kitabı, yıl 1980), Hoca Ali Rıza (2, 1980), Mahmud Cûda (3, 1982), Ali Çelebi (4, 1984), Âbidin Elderoğlu (5, 1984). Kapaklar 13,5 cm x 19,5 cm boyutlarında. 2000’lerin başında Ankara sahaflarında kelepir kitap raflarında bolca gördüğüm, bazılarını aldığım ressamlar dizisinin kapak tasarımcısının başka bir işi üzerine 20 yıl sonra yazı yazacağım aklımın ucundan geçmezdi. Bu kitaplar halen 5-10 TL’ye satın alınabiliyor sahaflardan.

Dizinin kitaplarını tasarlayan Karagözoğlu aynı zamanda Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı’nın da kapağını tasarlıyordu. Kapak formatı ressamlar dizisine çok yakındı. Acaba ne düşünmüştü? Ressamlar dizisinde ressamların birer eserini sathın dörtte üçünü kaplayacak şekilde kapağa yerleştirmişti. Resmin üstünde bazen kırmızı bazen mavi bazen de siyah renklerle, birbirinden farklı yazı karakterleriyle ama daima büyük bir şekilde ressamların isimleri yer alıyordu. Altta ise kitap müelliflerinin adı. Bu tür tasarımlar zamanın kapak tasarımlarındaki cârî tercihler midir, kapak tasarımcısının genel yaklaşımı mıdır onu bilemem; uzmanlarına havale ederim. Fakat şunların spekülasyonunu yapabilirim. Büyük puntolarla “Türk mimarlığı yazısının altına Anadolu Kulübü Oteli cephesini neden koymuştu? Neden bu büyüklükte koymuştu? Bu fotoğrafı Metin Sözen mi seçmişti, Fahri Karagözoğlu mu? Bu fotoğraf neden seçilmişti? Işık-gölge, kadraj, çözünürlük vb. özellikleri ile fotoğraf kalitesinden dolayı mı, yoksa bilinçli bir tercihin sonucu mu? Hiç biri hakkında bilgi sahibi değilim. Bu soruların doğru cevaplarının kombinasyonlarına göre yorumlar farklılaşabilir. Fakat şurası kesin: TÜRK MİMARLIĞI kitabının kapağına Anadolu Kulübü AHŞAP KAFESLERİ konmuştu. Hem de kapak sathının yarıdan fazlasını kaplayacak biçimde.

Kapaktaki fotoğrafı kim çekmişti? İzini sürdüm.

Fotoğrafı kimin çektiğini kitabımızdan öğrenemiyoruz. Referans verilmemiş. Kitabın baskısından 11 yıl öncesine, 1973 yılında basılan bir başka kitaba gittim: Metin Sözen ve Mete Tapan’ın ortak müellif oldukları, yine İş Bankası Kültür Yayınlarından (No: 122) çıkan 50 Yılın Türk Mimarisi kitabı. Bahs-i diğer olarak zikretmiş olayım: Kapak tasarımı bir başka önemli grafik tasarımcı Sait Maden’e ait [5]. Kitabın sayfaları arasında dolaştım. Sonunda 341. sayfaya denk geldim. Fotoğraf altı yazısı orijinal imlasıyla şöyleydi: “Cephe oluşumunda gölgelikler, Büyükada – İstanbul, Anadolu Kulübü, Turgut Cansever – Abdurrahman Hancı. foto: gültekin çizgen – mimarlar odası arşivi”. Gültekin Çizgen Türkiye’de fotoğraf sanatının duayenlerinden [6]. 1973’teki bu kitabın; belli bir kuramsal yaklaşımı olan, dünya-Türkiye karşılaştırması üzerinden yürüyen, müstakil bir bölüm olarak Türkiye mimarlığı hakkında o güne kadar yapılmış çalışmaları, yazılmış makaleleri, yayınlanmış projeleri bir araya getiren son derece titiz bir bibliyografyaya sahip, çok daha özgün bir kitap olduğunu da ilgilisi için not etmiş olayım. Kitabın dizini için aynı şeyi söylemek çok zor. Yukarıda anlattığım dizin sorunlarının hepsiyle malûl… Bu kitaptan sonra Metin Sözen ile Mete Tapan’ın yolları büyük olasılıkla ayrılmış. Cumhuriyetin 50. yılı münasebetiyle yayınlanan kitaptaki metinler, 60. yılı için yayınlanan, müellif olarak sadece Metin Sözen’in yer aldığı kitabımıza devretmemiş. Görsellerin ise epeyce bir kısmı devretmiş görünüyor. Tabii ki Gültekin Çizgen’in Anadolu Kulübü Oteli arka cephe ahşap kafesler fotoğrafı da…

Bu bilgileri aktardıktan sonra tekrar kendi kapağımıza dönelim.

Kapak belli ki bir temsil aracıydı ve içeriği yansıtmalıydı tasarımcı Fahri Karagözoğlu’na göre. Tıpkı ressamlar dizisindeki gibi; üstte büyükçe yazılan ressam isminin farklı yazı karakterleriyle, hemen altında önemli bir resmiyle temsil edilmesi gibi. Karagözoğlu tasarımlarında bir bakıma isimle eser birbirine “kapak oluyordu”. Ve kitabımızda da böyle. Ben kapak fotoğrafı tercihinin Karagözoğlu’na ait olduğunu, bu tercihi ise fotoğrafın niteliği, kalitesi ve baskıya uygunluğu gerekçesiyle yaptığını düşünüyorum. Doğru cevabı ise ancak Metin Sözen ve Karagözoğlu bilebilir. Sebebi her ne olursa olsun grafik tasarımcı Fahri Karagözoğlu, fotoğrafçı Gültekin Çizgen ve mimarlar Turgut Cansever-Abdurrahman Hancı gibi dört sanatkârı bir arada gördüğümüz bir kapak bu…

Peki Anadolu Kulübü Oteli ne demekti?

2003 yılında “Türkiye’de Çağdaş Mimarlığın (1923-2003) Önde Gelen 20 Eseri” soruşturmasında mimarların oylarıyla Turgut Cansever’in üç eseri listeye girmişti. Türk Tarih Kurumu ilk sırada, Anadolu Kulübü Oteli 18, Demir Tatil Köyü ise 19. sırada yer almıştı [7]. Turgut Cansever 1951 yılında Abdurrahman Hancı ve Maruf Önal ile İMA İnşaat ve Mimarlık Atölyesi adıyla Türkiye’nin ilk özel mimarlık ofislerinden olan, kendisinin ikinci bürosunu kurmuştu. İstanbul Büyükada’daki Anadolu Kulübü Oteli yarışma projesinde Abdurrahman Hancı ile birincilik ödülü almışlardı. 1957’de ise inşaatı tamamlamışlardı.

Anadolu Kulübü Oteli’nde yapmak istediği şeyi Turgut Cansever’den okuyalım: “1951’de Anadolu Kulübü Büyükada Binası bir taraftan modern teknikler, modern fonksiyon meselelerini içeren bir çözüm olurken, diğer taraftan da, meselâ mahremiyet düşüncesinin Osmanlı dünyasındaki çözümlerinden hareket ederek, binanın bir cephesinde bu unsurların büyük ölçüde yer alması neticesini verdi. Anadolu Kulübü Binası, benim bütün meslek hayatımda devam eden bir taraftan aktüel, modern çağ meseleleri ile tarih ve gelecek arasında köprüler kurma çabası oldu.” [8].

Şu ifadelerini ise dinleyelim [9]: “Anadolu Kulübü hayatlı ev planı değerlendirilerek ele alındı. Hayattan dışarıya, bahçeye, arka bahçeye bakmak, iç bahçeye bakmak şüphesiz Türk evinin getirdiği çok önemli bir mimari kazançtı. Biz, doğrusu, Anadolu Kulübü’nde bunu değerlendirmeye karar verdik. Bir otelde arka koridorun hizmet için kullanılması halinde dışardan seyredilmesine de mahal olmadığını düşündük. O zaman Türk-Osmanlı dünyasının bir mimari ürününü, kafesi arka cephede kullandık. Kafeslerin yukarıdan aşağıya kadar devamlılığı, adeta uyanan insanın gözünün açılması gibi açılması, ölü değil kafeslerle kıpırdayan bir satıh olarak gündeme getirilmesi, bizi modern çağda atılmış adımların gözü kapalı taklitçisi, ikinci el tekrarcısı olmak gibi bir duruma düşmekten kurtardı.” Bu muazzam açıklamaları okuyup dinledikten sonra şu geçiyor aklımdan: Demek ki yukarıda fikir yürüttüğüm, kapaktaki tercihler ve örtüşmeler sıradan bir durum değil.

Peki bir kapak sadece kapak mıdır?

Kapakla karşılaşmak ne anlama gelir?

Onun hangi veçhesiyle karşılaşır insan?

Cansever’in son 30 yılındaki mesai arkadaşı, meslektaşı, talebesi, damadı Mehmet Öğün’ün kapakla karşılaşmasının öyküsü kapak kadar etkileyici:

“Akademi’de hocalar derslerde referansları Batı’dan verir, sıklıkla da ‘dergileri yakından takip edin’ nasihatinde bulunurlardı. Kastettikleri dergiler, Fransız L’Architecture d’Aujourd’hui, Alman DBZ-Deutsche Bauzeitschrift ve Details, İngiliz AR-Architectural Review, İtalyan Domus, Amerikan AR-Architectural Record ve Japon Ja gibi yayınlardı. Akademi’nin olanakları kısıtlı kütüphanesinde modern mimarlık tasarımlarını tanımamızı sağlayacak kitap ve dergileri hararetle arar, Batı’da olup biteni kavramaya çalışırdık. Mimarlar arasında, periyodik yayınlardan ‘ilham’ alarak tasarım yapmak yaygındı.

Sahip olduğum az sayıdaki mimarlık yayınından biri de Metin Sözen’in Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarisi kitabıydı. Kapağında, ilk gördüğüm andan itibaren bana ilginç gelen bir fotoğraf bulunuyordu. Büyükada Anadolu Kulübü’nün hareketli kafeslerle kaplı arka cephesi. Kitapta, yapının mimarları Turgut Cansever ve Abdurrahman Hancı olarak gözüküyordu. Bu fotoğraf, Cansever mimarisine duyacağım ilginin tetikleyicisi oldu. Kitapta yer alan diğer bir Cansever tasarımı, Ankara’daki Türk Tarih Kurumu yapısı da beni heyecanlandırmış ve Cansever ismi iyiden iyiye belleğime kazınmıştı. Turgut Bey, o yıllarda mesleki mecra dışında tanınan biri değildi. İkinci sınıfa geçtiğim yıl, Emine [Öğün] Akademi’ye başlayınca, onun sayesinde Turgut Bey ile tanıştım. Daha ilk anda çok farklı, etkileyici bir kişilik ile karşı karşıya olduğumu anladım. İçimden ‘etim sizin, kemiğim de’diyerek başladığım çıraklığım, 1979’dan 2009 yılında vefatına kadar tam 30 yıl devam etti. Bu zaman zarfında, büroda bilgisayar destekli çizim ortamına geçtikten sonra da, tasarımın eskiz aşamasında ve Turgut Bey’in bizlerle olan iletişiminde hiçbir değişiklik yaşanmadı.” [10].

Bu sözlerin üstüne söz söylenmez. Kapaktaki imge, insanın iç dünyasına böyle akar…

Kapağı bana sürekli göz kırpan bu kitabı zamanında ben de sahaftan satın almıştım. Yetmemiş bir daha görmüş ve onu da satın almışım. Şu an kütüphanemde iki adet Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı kitabı var. Çünkü kapaktaki ahşap kafesler, kapak içre kapaklar, adeta göz kapakları gibi ritmik açılıp kapanan o neşeli ve vakur unsurlar bana sürekli göz kırpıyordu. Hâlâ kırpıyor. Ara sıra raftan inerler ve bakışırız…

NOTLAR:

[1] Yapı için bk. “Büyükada Anadolu Kulübü Plaj Tesisleri, Ertur Yener”, Mimarlık, 38 (1966), s. 19-21. dergi.mo.org.tr/dergiler/4/336/4793.pdf

[2] 1980’lerin başında Türkiye’de, mimari müelliflik meselesi bakımından son derece manidar bir başka olay yaşanmıştı. Cansever Türk Tarih Kurumu binası ile 1980 yılında Ağahan Mimarlık Ödülü’nü almıştı. Diğer “müellif” olan Ertur Yener, Cansever’e dava açmıştı. Bu olayın hikâyesini 1950’lerden başlayarak 80’lerdeki dava dosyalarına kadar ayrıca yazmayı düşünüyorum.

[3] Yapı için bk. “Anadolu Kulübü Merkez Binası, Ankara”, Mimarlık, 101 (1972), s. 28-32. dergi.mo.org.tr/dergiler/4/417/6099.pdf

[4] Bk. kirmizikedi.com/kitap/kisi/74555?o=0

[5] Sait Maden için bk.tr.wikipedia.org/wiki/Sait_Maden

[6] Gültekin Çizgen içinbk. fotografya.fotografya.gen.tr/cnd/index.php?id=548,0,0,1,0,0; Ayrıca kendisiyle 2020 yılında yapılan bir söyleşi için bk. oncevatan.com.tr/roportaj/62-yil-sanata-adanmis-bir-omurgultekin-cizgen-h155195.html

[7] Ali Cengizkan, “Türkiye’de Çağdaş Mimarlığın (1923-2003) Önde Gelen 20 Eseri”, Mimarlık, 311 (2003), s. 24-35. mimarlikdergisi.com/index.cfm?sayfa=Ozet&DergiSayi=8&MenuID=74

[8] Turgut Cansever, Kubbeyi Yere Koymamak, İstanbul: İz Yayınları, 1997, s. 174.

[9] “Turgut Cansever Anlatıyor; 2 – Anadolu Kulübü”youtube.com/watch?v=ELen5NX-cUQ&t=4s

[10] “Mega Kentler Değil 25-30 Bin Nüfuslu Yeni Şehirler Planlamalıyız”, Dergâh, 358 (Aralık 2019), s. 16.

İLERİ NOTLAR (Anadolu Kulübü):

youtube.com/watch?v=nA0RIff11zc (dakika 16.20-21.20 arası)

v3.arkitera.com/s66-turgut-cansever.html

v3.arkitera.com/h16498-turgut-cansever-le-mimari-ve-kulturel-bir-deneyim.html

arkiv.com.tr/proje/anadolu-kulubu-istanbul-buyukada-subesi-/9578

tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu_Kul%C3%BCb%C3%BC_Oteli

gzt.com/arkitekt/yerel-mimarinin-cagdas-oncusu-anadolu-kulubu-oteli-3561894

İLERİ NOTLAR (Turgut Cansever):

twitter.com/hibrahimduzenli/status/1265125335768670208?s=20

academia.edu/44821159/Turgut_Cansever_Kimdi_Cabasi_Ne_Idi_Kent_sayi_4_2020_s_78_89

academia.edu/15249671/Vefeyat_Turgut_Cansever

academia.edu/44820639/Tamir_Tadil_ve_Tarih_Turgut_Cansever_Restorasyonlarinin_Anlamsal_Icerigi_Ege_Mimarlik_sayi_108_2020_s_48_55

gzt.com/arkitekt/dusunur-mimar-bilge-turgut-cansever-3561339


Bir yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

  1. efendim yazıya giriş cümleleri beni oldukça etkiledi ve bir düşüncemi ziyadesiyle pekiştirdi diyebilirim. bendeniz insanın öğrenmesinin zihinsel bir süreç olmadığını bazı pratiklerle de ilgili olduğunu düşünürdüm. işte metni okumaya durduğumda böyle bir kendimle karşılaştım, evvela ‘insan bir metinde aslında kendinde olanı okur’ ki bu bende de böyle tezahür eder. neyse metnin bana kendimi hatırlattığı yerde insanın öğrenmek için diğer uzuvlarını da meseleye dahil etmesi idi. mesela insan ayaklarıyla, gözleriyle, dokunma duyusuyla, elleri ile de öğrenebilirdi. elleri deyince aklıma birden Kant’ın el insan bedeninin beyinsel uzantısıdır ifadesi geldi. o zaman da metin yazarıyla Kant aracılığı ile tekrar aynı kesişim kümesinde buluştuğunu hissettim ve bu dolayımda haklı çıkmış bir kendimle karşılaşmaktan hoşnut oldum birçok metin insana bu duyguyu vermez efendim. yazının konusuna gelince hiç şaşırmadım Türkiye sukut suikastına kurban gidenlerin ülkesi. konuşmak bilindik bir dilin süreği olmak, haklılık da fazla bağırmak ile ilgili bir şey, hakikat ziyadesiyle yastıkta kendini rahat hissetmekle başlayan bir şey değil aksine seni yok sayıyorum demenin mahalledeki yankısından ibarettir. Türkiye’de bir meslek sahibi olmak, aydın olmak yakın zamanlara kadar bu ülkenin asli değerlerinin üstünü örtmek olarak yaşamaya dahil edilen bir şey. ben 1989 yılında mimarlar odasının düzenlediği bir sempozyumda Cansever hocanın mekan algısını cennetteki memnu meyveden başlayarak anlatmaya çalışması, dinleyici sıralarında bulunan Cengiz Bektaş’ın arkadaşı ile sıralara vurarak Atatürk Türkiye’sinde irticaya yer yok mealinde sloganlarla kesildi. ben geçen zamanlar içinde şair de olan Bektaş hocanın ne kadar demokrat olduğunu da mimarlık kastı içinde kalan birçok kişiden duydum. onun için Metin hocanın icra ettiği sukut suikastına şaşırdım mı hayır. bu tip yazıların devamını bekliyoruz efendim. bu bir anlamda Türk aydınının mimari kasttaki röntgenini çekmek oluyor. selamla ve dua ile kalınız.

Arkadaşlarınızla paylaşın