Türkiye’deki konut mahremiyetinin 20. yüzyıl boyunca ihlâl edildiği mecraların izini süren Uğur Tanyeli, 1990’lı yıllarda üst gelir gruplarının konut iç mekânlarını dekorasyon dergileri aracılığıyla teşhir ettiklerini aktarır. [1] Başkaları tarafından bilinme ve dikizlenme arzusuyla şekillenen, görsel kültürün farklı alanlarında takip edebileceğimiz bu mahremiyet ihlâli, konutun yalnızca fiziksel bir unsur olmadığını gösterir. Evi, insan varlığının ilk dünyası olarak tanımlayan Bachelard, “evin, insanın düşünceleri, anıları ve düşleri için en büyük tümleştirici güçlerden biri olduğunu” aktarır. [2] Öte taraftan satın alınabilen bir ürün olarak konut, insanın temel ihtiyaçları dışında, içinde yaşadığı bolluğu/ zenginliği dışarıya yansıtabileceği bir alandır. Özellikle üst gelir grubu ve orta sınıf için konut bir statü sembolü ve gösterişçi tüketimin biricik mekânıdır. Belki de bu yüzden insanın iç dünyasını dışa vurduğu, travmalarının izini sürdüğü, kendisini içindeki çeşitli eşyalar ile ifade ettiği, huzuru ile övündüğü evi, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rol dağılımının ve sınıf eşitsizliklerinin görünür olduğu mimari bir unsurdur.

Konut ile ilişkimizi karmaşıklaştıran bu katmanlı yapı, onun mahremiyet talebini tartışmalı hâle getirirken farklı mecralarda teşhir edilmesi, toplumsal değişimin birbirine zıt ya da birbiriyle uyumlu yönlerini de açığa çıkarır. Ayrıca söz konusu mahremiyet ihlâli tek başına özel alanın kamuya açılması ya da kişisel mekânlarımızın artık daha görünür olmasıyla bizi peşinen paniğe sevk edecek bir olgu değildir. Aksine bu durumun doğurduğu yeni özgürleşme pratiklerini, bireyselleşme imkânlarını da keşfetmek gerekir. Bugün artık sosyal medya aracılığıyla dekorasyon dergilerine kıyasla çok daha fazla ev dışarıya açılmaktadır. Yalnızca kamu tarafından bilinen, tanınan isimler değil yüzlerce sıradan insan, yaşadıkları evleri özellikle Instagram ve Youtube gibi mecralarda takipçilerinin ilgisine sunarlar. Farklı toplumsal sınıftan gelen ve belli bir takipçiye ulaşan çok sayıda kanal sahibi “günlük vlog”, “alışveriş”, “kendini tanıtma” gibi içeriklerin yanı sıra çoğu zaman “ev turu” konseptiyle de video çekip yayınlar. Gündelik hayatını vlog hâlinde yayınlayan fenomenlerin farklı bir eve taşındıkları, yeni eşyalar satın aldıkları, evin önceki ve sonraki hâlini çektikleri görüntüler, rağbet gören içerikler arasındadır. Temizliğe gittiği evleri sahibinden izin alarak çeken bir ev işçisinin de farklı bir yoldan bu konsepte dahil olduğunu söyleyebiliriz. [3] İç mimarların yeni lüks sitelerden örnek daireler tanıttıkları ya da takipçilerinin evlerini yorumladıkları videolar olduğu gibi yalnızca dekorasyon önerilerine odaklanan kanallar da mevcut.

Sonuç olarak konut mahremiyetinin ihlâl edildiği yeni bir mecra olarak sosyal medya hem işçi sınıfının ev içindeki gündelik hayatını hem de orta sınıfın eve dair zevkini, arzusunu ve özlemlerini gözlemleyebileceğimiz bereketli bir alan. Türkiye’nin farklı illerinde bulunan orta sınıf evleri üzerine içerik üreten Daire, bu bereketli alanı keşfedebileceğimiz bir Youtube kanalı. Kanalın konukları; izleyiciye alternatif yaşam stilleri, odaların ve nesnelerin nasıl farklı amaçlar için kullanılacağı, aslında birbirine çok benzeyen küçük numaralar ile nasıl ayrıcalıklı evler yaratılacağına dair öneriler sıralarlar. Ancak bunlar iç mekân dekorasyonuna dair birtakım ipuçları vermenin ötesinde Türkiye’deki orta sınıfın ev ile kurduğu ilişkiyi ve içinde yaşayanların anlatımlarında evin nasıl ayrıcalıklı bir mekân olarak inşa edildiğini gösterir.

“İdeal Ev” Mitinin Yeniden Üretimi

2019’un Şubat ayında ilk videosunu yayınlayan ve 2021’in Kasım ayı itibariyle 499 bin abonesi bulunan Daire, kimi orta sınıf evleri, sahiplerinin anlatımı eşliğinde sunuyor. Bugüne kadar 67 evin gezildiği kanala daha çok tasarımcı, mimar, müzisyen, doktor, reklamcı, seramik sanatçısı gibi meslek gruplarından kişiler konuk edilmiş. Ağırlıklı olarak İstanbul’daki apartman dairelerine yer verilse de Bursa, Eskişehir, Zonguldak, Datça, Denizli gibi İstanbul dışı il ve ilçelerden de ev videoları mevcut. Ayrıca yalnızca apartman dairesi değil, müstakil ev, tiny house, loft, yalı dairesi, konteynır ev, köy evi gibi çeşitli konut tiplerinden örnekler, sosyal medya kullanıcılarına ilham vermek için hazır. Kanalın Youtube’daki ana sayfasının açıklama kısmı ise bu konuda oldukça iddialı:

“Gerçek insanların gerçek evleri! Ve bu kanaldaki tüm evler Türkiye’de. Daire’de kusursuz görünen, mükemmel döşenmiş, kurallara bağlı evler yok; gerçek insanların stil sahibi ve iyi fikirlerle dolu gerçek evleri var! Sizi de katalogdan fırlamış evler değil, insanların kapılar ardında o evlerin tadını nasıl çıkardığı ve yaşamları sizi heyecanlandırıyorsa, bu kanal size ilham verebilir.”

Öncelikle kanal, profesyonel tasarım ve dekorasyon önerileri vermek yerine her bir evin kendi kurallarını kendisinin belirlediğini öne sürüyor. Üstelik bunu yaparken bu evlerin Türkiye’de bulunduğunu belirterek hem bu duruma şaşırmamızı hem de aslında istersek bu tarz evlere bizim de sahip olabileceğimizi düşündürüyor. Evlerin kurallara bağlı olmadığının ve sahiplerinin de gerçek olduğunun altını çizerek son yıllarda göstergebilimsel çözümlemeler için oldukça zengin içerik sunan lüks konut reklamlarına da gönderme yapıyor.

Müşteriyi konut satın almaya ikna etmek için kurgulanan reklamlar, kent yaşamını çözümlemede kritik bir yerde durur; kenti alımlayan özne de kente ilişkin üretilen bu anlamlı dizgelerin muhatabı hâlindedir. Genelde bilgisayar ortamında hazırlanan site reklamlarındaki konutlar kentin merkezine yakın mesafeleri, alternatif boş zaman faaliyetlerine erişimi ve akıllı ev sistemleri gibi özellikleriyle pazarlanır. Kentsel orta sınıf kültürünün odağına yerleşen bu “ideal ev” miti ise son yıllarda görüntüler aracılığıyla evrenselleşmektedir: “Temiz hava, temiz su, genç/ yaşlı herkesin spor yaptığı aktif bir yaşam, çocuklar için emniyetli açık alanlar, oyun bahçeleri, bahçelerde barbekülerin çevresinde ‘seviyeli’ insanları bir araya getiren bir sosyal çevre – tüm bu özlemleri yaratan ‘idealinizdeki ev’ mitolojisi, aynı anda yeni bir ev satın alarak gerçekleştirme umudunu getirdi.” [4] Daire kanalı ise katalogdan fırlamış, önceden dizayn edilmiş, dokunulmaz ve değiştirilemez “ideal evler” yerine kullanıcısının zevkine göre döşenmiş ve tasarlanmış evleri görünür kılarak bu mitin dışına çıktığını iddia etmekte. Ancak ev sahiplerinin yaşadığı evleri anlatırken kullandığı dil ve videoların formatı, reklamlardaki “ideal ev” mitini çağrıştırmakta ve orta sınıfın ayrıcalıklı konut özlemine dair ipuçları sunmaktadır. Söz konusu ayrıcalıklı konut fikrini güçlendiren ve ev sahiplerinin konuşmalarında karşımıza çıkan iki temel anlatı güzergâhı var: Birincisi ev sahiplerinin evdeki eşyaları ve ev iç mekânlarını farklı olduğunu düşündükleri amaçlar için kullanmaları, ikincisi ise bunu yaparken eşyaların ve mekânların hikâyelerini anlatmaları.

Eşyayı ve Mekânı Ayrıcalıklı Kılmak

Daire’ye konuk olanlar videoların açılış konuşmalarında kendilerini tanıtmakta ve evde kiminle beraber yaşadıklarını söylemektedirler. Tek başına yaşayan kadın ve erkeklerin yanı sıra ailesiyle ve partneriyle birlikte ikâmet eden ya da evcil hayvanı ve bitkileriyle yaşadığını belirten kişiler de var. Bu kısa girişin ardından ev sakinleri, genelde evin kaç odasının bulunduğu, hangi il ve ilçede bulunduğu, hangi tip konut olduğu gibi fiziksel unsurlarından bahsedip neden bulundukları semti ve evi tercih ettiklerini açıklamaktadır. Evlerin birçoğunda içki büfeleri, müzik enstrümanı, evcil hayvan ve çok sayıda bitki bulunur. Mesleği uygun olan ev sahiplerinin evlerini hem yaşam hem de çalışma mekânı olarak kullanmaları, ayrıca satın aldığı ya da kiraladığı evde tek başına yaşayan kadınların varlığı, toplumsal değişim ve mekân ilişkisinin gözlemlenebileceği yeni tartışma güzergâhları oluşturmaktadır. Evin her odasının gezildiği bu videolarda her bir odadaki küçük detaylara odaklanılmakta, kullanan kişi açısından önemi ve değeri bulunan mobilya ve aksesuarların hikâyeleri paylaşılmaktadır. Kanala konuk olanların evlerini ayrıcalıklı mekânlar olarak kurgulamalarının temelinde, evin her detayı ile bire bir ilgilenmeleri ve bunun için maddi, manevi mesai harcamaları vardır. Bu sebeple de ya satın alınan ev yeni baştan inşa edilir ya da en kötü ihtimalle tecrübeli bir iç mimar ile yeni düzenlemeler yapılır.

“Ben bir kere yapılı bir ev asla istemiyordum. Bütün emlakçılarla ev sahipleri bana çok gülüyordu ama eve ilk girdiğimde yaptığım hareket, bütün duvarları tıklayıp hani neresi kolon, neresi değil, nereyi yıkabilirim, nasıl bu evi kendi şartlarıma ve kendi bütçeme adapte edebilirim, içinde nasıl mutlu yaşayabilirim? Hep bunu araştırıyordum.” (Elif, moda tasarımcısı, Etiler, 2+2).

“Bu binada aslında çok büyük değişiklikler oldu tabii ki. Burası bir fabrika olduğu için ve çok ofis olduğu için bir sürü odalar vardı. Bir defa ilk başta o odaları yıktık ve ‘odasızlık’ yani her şeyin açıkta olması fikrine gittik.” (Elif, ressam, Balat, loft).

“Burası benim mutfağım. Tabii ki ben açık mutfak istedim. Zaten başka bir opsiyon daireyi bölüp küçültecekti. Onu istemedim kesinlikle. Ve de arkadaşlarım geldiği zaman ben yemek yaparken onlarla bir yandan da sohbetin içinde olmak çok hoşuma gidiyor. Herhangi bir şeyden kopmak beni üzüyor.” (Pınar, Asmalı Mescit, seramik sanatçısı, 2+1).

“Çalışmak için ayrı bir odaya kapanılmasını ben biraz cezalandırma gibi görüyorum. Bence insanlar evlerinde çalışıyorlarsa salonlarında çalışabilirler.” (Yıldız, iç mimar, Moda, 3+1)

İdeal ev mitini yeniden üreten bu ifadeler, eşyayı ve mekânı kişiye özel ve ayrıcalıklı olarak düşünmenin bir sonucudur. İzleyiciye ilham vermek gibi bir misyon edinen ev sahipleri Veblen’in lüks tüketimin aktörü olarak konumlandırdığı erkek tüketicileri andırır: “Lüks tüketim, gerçek anlamda, erkek tüketicinin konforuna yönelik bir tüketimdir ve dolayısıyla efendilik işaretidir.” [5] Temel yaşam ihtiyacı olmasının çok ötesinde anlamlar yüklenen bu evler eğitim düzeyi ve kentlilik, kültürel birikim, beğeniler ve yatkınlıkların somutlaştığı yerlerdir. Evin duvarlarını yıkmanın ya da mümkün olan değişiklikleri organize etmenin yanı sıra kullanıcılar genellikle kimi nesneleri kendi işlevlerinin dışında kullanarak da evlerini ayrıcalıklı hâle getirirler. Ikea’dan alınan peçeteliği kalemlik olarak kullanmak, tavandan aydınlatma yerine yerden aydınlatma veya mum ışığı tercih etmek, koltuk takımı almak yerine farklı tarz mobilyaları bir araya getirmek gibi çok sayıda unsur, video formatı gereği “iyi fikir” etiketiyle karşımıza çıkar.

“Siz de bu şekilde bir obje alırken, onu çok tuhaf bir yerden alsanız dahi, ‘nasıl kullanabilirim, içine değişik bir şeyi nasıl koyabilirim’i düşünebilirsiniz.” (Yıldız, iç mimar, Moda, 3+1)

“Oturma takımlarından hoşlanmıyoruz ailece. İşte bir büyük koltuk, bir tekli koltuk aslında yeterli.” (Ege, mimar, Nişantaşı, 2+1)

İstedikleri bir eşyayı satın alabilmeleri ya da evin bir köşesini hayallerindeki hâle getirmeleri kimi zaman uzun uğraşlarının sonucu mümkün olur. Ev sahiplerinin evin görünümüyle ilgili harcadıkları bu uzun mesai sonrası evi kendine özgü kılan tamamlayıcı unsur ise hikâyesi oluyor. Her evde mutlaka anlatıcı için özel bir yeri olan ya da “bu evdeki en sevdiğim şey” şeklinde betimlediği bir köşe yahut bir eşya bulunuyor.

“Burada bir tane el var. Orijinal fiyatı bayağı yüksekti. Türkiye’de araştırdım, araştırdım, araştırdım… Pazarlık sevdalısı biri olduğum için bunun Türkiye’deki toptancısına ulaştım ve 300 liraya bu eli aldım.” (Deniz ve Mert, reklamcı, Fulya, 3+1).

“Annem 15 ay önce aramızdan ayrıldı. Sonrasında da hep şey derim: ‘Bu kadar büyük bir boşluk, bu kadar büyük bir yokluk nasıl kendini bir çiçek bahçesine bıraktı?’ diye tanımladığım bir mekâna dönüştü burası. İçimde bir boşluk var ve onu doldurmama yardımcı oluyor.” (Emel, peyzaj mimarı, Pendik, 3+1).

“Bu koltuğu en çok hem tekrar yine yeşile yakın olduğu için hem de kendimi orada, bilemiyorum, nedense bir şekilde daha güvenli hissettiğim için orada oturup kitap okumayı çok seviyorum.” (Begüm, peyzaj mimarı, Kızıltoprak, 2+1).

Mutfağı salona katmak, ikili kanepenin ayaklarını keserek kullanıcının boyuna göre ayarlamak, duvara çıta uygulamasını bir yapı marketten uyguna hâlletmek, ikinci el eşya almak gibi sayısız örneğini bulabileceğimiz bu ifadeler Türkiye’deki orta sınıfın ev ile nasıl bir ilişki kurduğunu anlamamız için önemli veriler sunar. Ancak bundan önce uzun erimli bir proje gibi bakılan ev iç mekânlarının kamuya açılma arzusuna, kişinin evini hangi yollarla çok daha özel ve ayrıcalıklı hâle getirdiğini başkalarına gösterme ve anlatma isteğine işaret eder. Videoların altına gelen yorumlar da bu özlemi ve arzuyu çoğunlukla destekler niteliktedir:

“Böyle evleri gördükçe mutlu oluyorum, yemin ederim, o yeni gelin evlerinden midem bulandı.”

“İleride bir gün kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olduğumda benim de böyle bir evimin olmasını istiyorum.”

“Bol pembeli dantelli yeni gelin evleri haricinde böyle evler görmek çok iyi geldi.”

Yorumlarda genelde zevkli, huzurlu, özenli, samimi bulunan evler başkaları için düşü kurulan ve talep edilen mekânlardır. İçinde yaşayanlar tarafından da kullanılan benzer ifadeler, neoliberal kent politikalarına uygun şekilde hazırlanan konut reklamlarındaki göstergeleri akla getirir. Bu reklamlarda satın alınan bir nesne olarak konut, değer bildiren sözcükler tarafından tanımlanır: avantajlı, değerli, sınırsız, canlı ve hareketli. Bir ev satın almanın yalnızca dört duvar demek olmadığının aynı zamanda yeni bir var oluş ve aidiyet kazandırmaya yönelik bir zemin yaratıldığının altı çizilir. Reklamcılığın çekicilik üretme süreci olduğunu söyleyen John Berger’e göre reklam, gelecekteki alıcıya seslenmek zorundadır: “Reklamlarda şu kremle bu krem, şu arabayla bu araba arasında bir seçme yapmaya çağrılırız; oysa dizgesel olarak ele alındıklarında reklamlar bir tek şeyi önerir her zaman. Reklamlarla her birimize bir nesne daha satın alarak kendimizi ya da yaşamlarımızı değiştirmemiz önerilir.” [6] Daire, tam da böylesi bir değişimi önererek her ne kadar izleyicisine ilham veren, iyi fikirlerle dolu, stil sahibi ve kuralsız evleri sunduğunu iddia etse de kendisini ayırt ettiği ve muhtemelen zevksiz, sıkıcı, sıradan gördüğü “ideal ev” mitini yeniden üretmektedir.


[1] Uğur Tanyeli, İstanbul’da Mekân Mahremiyetinin İhlali ve Teşhiri, İstanbul: Akın Nalça Kitapları, 2012, s. 60-63.

[2] Gaston Bachelard, Uzamın Poetikası, çev. Alp Tümertekin, İstanbul: İthaki Yayınları, 2008, s. 41.

[3] https://www.youtube.com/watch?v=wjb6XgFEddo

[4] Ayşe Öncü, “ ‘İdealinizdeki Ev’ Mitolojisi Kültürel Sınırları Aşarak İstanbul’a Ulaştı”, Mekân, Kültür, İktidar, 5. basım, İstanbul: İletişim Yayınları, s. 93.

[5] Thorstein Bunde Veblen, Aylak Sınıfın Teorisi, çev. Eren Kırmızıaltın, Hüsnü Bilir, 3. basım, Ankara: Heretik Yayınları, S. 70.

[6] John Berger, Görme Biçimleri, çev. Yurdanur Salman, 23. basım, İstanbul: Metis Yayınları, 2017, s. 131.


0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arkadaşlarınızla paylaşın