
Karakterin Portresi 3-Yürekte Bukağı: İçten Gelen Vuruklar
24 Temmuz 2026
The Odyssey: İşgale Karşı İşgalciden Yana
19 Ağustos 2026Amcam vefat ettiğinde yurt dışındaydım. Aradaki okyanus ötesi mesafeden mi nedir, ağlayamadım. Cenazesine yetişip mezarına toprak atamadım. Akşam yas evine vardığımda gömülmesinin üzerinden altı-yedi saat geçmişti. Öyle dimdik, bir heykel gibi durarak taziye için eve gelenleri bir lahit donukluğunda karşıladım. Dilim sanki tutuldu. Bu hâlimi görenler, kim bilir, benim ne kadar duygusuz ve ne kadar umursamaz olduğumu düşündüler.
Kırk beş gün sonra New Jersey’de, mutfaktaki tezgâhta elma dilimlerken sarsıla sarsıla ağlamaya başladım. Oracıkta yere çöktüm ve salya sümük saatlerce gözyaşı döktüm. Amcamın ölümü beni kırk beş gün sonra o mutfakta yakaladı. O an böğrüme dipdiri bir acı oturdu. Acının şiddetini iliklerime kadar hissettim. Kaybının gerçekliğiyle ilk kez yüzleşiyordum. Kalbim buna hazır değildi. Sanki içimde bir bas çizgisi vardı ve adım adım aşağı iniyordu.
O zaman anladım… Yas öyle hemen oluveren bir şey değildi. Ne zaman, nereden sökün edeceği belli olmazdı. Yas bir teslimiyetti. Bir kabulleniş, bir süreç, içsel bir tekâmüldü. O anda ona ait bir eşyaya tutunmak istedim; aklıma, dönerken hatıra olarak yanıma aldığım küçük çakısı geldi. Lâle motifleriyle bezeli bu çakı belki de bu ânın en dramatik figürüydü. Sanki içimde durmaksızın yükselen ve gitgide tırmanan ürpertici bir müzik çalıyor; bir viyolonselin derin, duygulu ve yankılı sesi ile bir perküsyonun tok ritmi ve tiz tınısı birbirine çarpıp duruyordu. Hem son derece gururlu hem de hayli melankolik ruhuna ne kadar da hitap ediyordu bu durum! Bir yanda kırık bir kalp, diğer yanda kimseye minnet etmeyen bir azamet! Amcamın hayatının tam bir özetiydi bu hâl.
Bu kadar gururlu olmasaydı, oğlunun, altıncı yılını doldurmasına rağmen hâlâ üniversiteden mezun olamayışını sineye çekerdi. Yetmezmiş gibi, bir tartışma anında babasına sesini yükseltmesine bu kadar içerlemez ve böyle aylarca küs kalmazdı belki. Hiç istemediği damat adayıyla kaçıp giden kızını affeder ve onca barışma teklifini geri çevirmezdi. En son Nalân’ın çocuklarından yana olup onu terk etmesini bağışlar, karısını –çok istediği hâlde– geri döndürmek için elinden geleni yapardı.
Yapmadı. İnatçı gururu ve uzlaşmasız tavrı, onun ‘taviz’ vermesine, alttan almasına mâni oldu. İki dudağı arasından çıkacak tek bir söz, tüm bu gidişata bir son verebilecekken o iradeyi gösteremedi.
Balkonunda petunya, sardunya, begonya yetiştiren, kanaryasıyla dertleşen, dışarıdaki güvercinleri besleyen bir adamın en yakınındakilere karşı bu çelik inadı beni hep şaşırttı. Bir tarafıyla böyle ince ruhlu bir adamken diğer tarafıyla zırhını kuşanmış bir şövalye idi ama etrafında bir Sanço’su yoktu… Kendi içindeki uzak kıyılarda ıssız bir ahlat ağacı gibi yaşamayı tercih etti ve yapayalnız öldü.
Hayatının son zamanlarında amatörce ama adeta kendini adarcasına –amatörlük tam da bu adanmışlık değil miydi?– küçük ahşap işlerine, ağaç oymaya merak salışını garipsemedim bu yüzden. Kalbinin kırık taraflarını, bütün o bir türlü açılamayışlarını, açılamayıp içine gömdüklerini ve taşlaşmış onuru yüzünden bir kavuşamayışlar silsilesi olan ömrünü, son yıllarında çakı, oyma bıçakları, eğe ve başka yontucularla tamire yeltenmesine şaşırmadım. Yonttuğu minik ahşap sandıklar, tespih kutuları, küçük çerçeveler onu ne kadar avutabildi bilemiyorum ama ani ölümüyle içimdeki ‘keşke’leri alevlendirdi. Muhakkak ki onun içindeki yalnızlığına bir derman olamasam bile en azından fiziki yalnızlığına bir ses olma şansımı denerdim. İçinde kıvrılıp duran gizli patikalarında yol alamasam da, tıpkı on yaşımdayken kaleci olarak üç gol yediğim mahalle maçından sonra etrafımdaki alaycı güruhtan beni çekip çıkardığı gibi ona elimi uzatır ve ufacık bir teselli verebilirdim. Verebilirdim. Oysa şimdi elime aldığım çakısıyla boşlukta öyle kalakalmıştım. Gözlerimdeki o derin pişmanlıkla öylece…
O zaman anladım…
Nermin Tenekeci
İşbu web sitesi ve tüm sayfaları Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa tabidir. Sitenin içeriğine ilişkin her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi-belge, her türlü fikri ve sınai haklar ile tüm telif hakları ve diğer fikri ve sınai mülkiyet hakları Zift Sanat’a aittir.




