Osmanlı’da dinî olguların sosyal hayata dönük tarafları mevcuttur. Bu gözle bakıldığında Ramazan ayında oruç ve oruçla gelen diğer ibadetler, mukabeleler, teravihler, iftarlar, sahurlar, Kadir Gecesi ve ardından gelen bayramlar dâhil, dinî vecibe ve âdetler, aynı zamanda toplumsal etkinlikler olarak yaşanırdı. Toplumun bir parçası olarak yaşadıkları çevreyi divanlara kaydeden şairler de bu konuya değinmeden edemezlerdi. Zaten sosyal hayatın hemen bütün izlerini taşıyan divan şiirinin, Ramazan gibi önemli bir unsuru içermemesi düşünülemezdi. Osmanlı’yı ziyaret eden ve gördüklerini titizlikle kaydeden seyyahlar da Ramazan ayında olup bitenlerin başka şahitleriydi. İftardan imsaka kadar minarelerde kandiller yakıldığı ve mahyalar kurulduğu, Thevenot gibi seyyahlar tarafından anlatılır: “Orucun verdiği rehavetle gündüzü yaşayamayan insanlar gece boyunca çarşı pazar gezerler ve geceyi gündüz gibi yaşarlar. Bütün gün uyuduklarından geceleri sokak ve kahvehaneler adam deryası hâline gelir.” [1]

Ramazan’ın en büyük özelliği yasaklar ayı olmasıdır. Bu ayda nefsi terbiye etmek için birtakım zevklerden el çekmek ve züht hayatı yaşamak gerekir. Ramazan, âdeta mütedeyyin bir insan edasıyla gelir ve önceleri elden düşmeyen kadehleri bir anda ortadan kaldırırdı. Bunu gören içki sürahisinin korkudan dili tutulur ve kadehe bir yudum içki dökecek hâli kalmazdı. Bu ayda dindar olmayan kimseler aniden “dini bütün” hâle geliverirlerdi. Çoğu insan namaz kılmaya başlar, bu ayda gelen sevinç doyasıya yaşanır ve her yerde emniyet hissedilirdi. Allah zikri, gece gündüz her yerde insanların dilinde gezer dolaşırdı. 16. yüzyılın verimli şairi Zâtî, Ramazan ayının dönemin günlük hayatında neleri değiştirdiğini gazellerinde dile getirmişti. Teşhis sanatının da yardımıyla Zâtî, Ramazan’ı “on bir ayın salihi” olarak adlandırmıştı. O, senede bir defa gelen, içkiyi yasaklayıp ibadeti artıran, kıymetli bir misafirdi. Hoş karşılanmalı, itina ile ağırlanmalı ve ihtimamla uğurlanmalıydı.

Gönderdi Hüdâ çün bize mihmân ramazânı / Hoş tutmağa niyyet idelüm biz dahi anı

Ben bildügüm oldur ki kazâsın diler ey dil / Şol kimsene kim boğmağa niyyet ider anı

Başı aşağa oldı kadeh kurıyı kaldı / Tâ gördi sürâhi anı tutuldı zebânı

Şehr içre bulınmaz bir anuñ gibi güzel mâh / Pür ide safâ nûrı ile ‘âlem-i cânı

Fâsıklaruñ ayâğını aldı yine geldi / Hak saklasun ey Zâtî kazâdan ramazânı (G.1671)

“Mademki Allah bize ramazanı misafir olarak gönderdi, biz de onu hoş tutmaya çalışalım. Ey gönül! Bildiğim kadarıyla onu boğmaya niyet eden kişiden kazasını ister. Kadehin başı aşağı düştü ve kuruyup kaldı. Onu görünce sürahinin dili tutuldu. Şehir içinde onun gibi güzel bir ay bulunmaz. Mutluluk nuru ile can âlemini doldursun. Ey Zâtî! Ramazan geldi, yine fâsıkların kadehini elinden aldı. Allah onu kazadan saklasın.”

Görüldüğü gibi beyitlerde teşhis sanatı yapılarak Ramazan’ın gelişiyle ortalarda hüküm süren sürahi ve kadehin, korkularından saklanacak delik aradıkları söylenmektedir. Zira içki, bayrama kadar ortada görünmez. Minareler süslenir, kandiller yakılır. Ramazan’ın yaşandığı bir şehre bakan, orayı ateşler içinde yanıyor sanırdı:

Ramazân ayı gibi hoş bir uzun boylu nigâr / Müteşekkî mi ider başına od yakdı menâr  (G. 1819/7)

“Ramazan ayı gibi uzun boylu güzel bir sevgili, şikâyetçi mi idi başına minareler ateş yaktılar?”

Ramazan ayına mahsus diğer ibadetler de bu ayda sadaka vermek, iyilik ve ihsanda bulunmaktır. Ayrıca cerre çıkanlara birçok ihsanda bulunulduğu da unutulmamalıdır:

Bûse cerr itmek diler Zâtî lebüñden ey sanem / Ger ‘atâ kılsan demidür lûtf ü ihsânuñ baña (G. 52/5)

“Ey put kadar güzel sevgili! Zâtî dudağından öpücük koparmak ister. Eğer bana bir şeyler verirsen iyi olur. Zira şu an bana lütûf ve ihsan yapma zamanıdır.”

Kadir Gecesi

Ramazan ayını diğer aylardan ayırıp üstün kılan bir diğer yönü de içinde bin aydan daha hayırlı olduğuna inanılan Kadir gecesinin bulunmasıdır. Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı bu gece, Ramazan ayının son on gününden biri ve kuvvetle muhtemel 27. gecesi olarak kabul edilmiş ve kutlamalar bu gecede yapılagelmiştir. Hz. Peygamber’in bir hadisine nispetle inananlar, Ramazan’ın son on gününü hep Kadir gecesi imiş gibi kabul edip ibadetle değerlendirirler. [2] Şair Zâtî bu bekleyişi şöyle dile getirir:

Kadr bekler gibi ol şevki ile bir ayuñ / Subha dek gözlerini her gice yummaz bîdâr (G. 1819/7)

“Uyanık kişi, ayın verdiği heyecanla Kadir gecesini bekler gibi sabaha kadar gözlerini yummaz.”

Bin aydan daha hayırlı olan bu geceyi dört gözle beklemekte olan Zâtî de, bu gecenin hikmetinden söz eder ve niyazda bulunur:

Bir gün ol mâh ile hem-menzil ola şol kişi kim  / Demi mâh ü mehi sâl ü güni ‘îd ü şebi Kadr (G. 344/2)

“Bir gün o ay ile aynı menzile gelen kişinin anı ay, ayı yıl, günü bayram, gecesi de Kadir olur.”

Burada şair, “o mah” (o ay) derken hem Ramazan’ı hem de sevgiliyi kastederek -ve güzel bir tevriye örneği göstererek- Ramazan ayını veya sevgiliyi gören kişinin ne kadar bahtlı olduğunu ifade eder.

Bayram

Osmanlı Devleti’nin İslâm medeniyetinden miras aldığı geleneklerden biri de dinî bayramlardır. Bayramlar, her ne kadar sembolik ve dinî karakterlerini muhafaza etseler de zaman içinde sosyalleşmeye ve eğlenmeye vesile sunan kutlamalar hâline gelmişlerdir. Osmanlılar zamanında bu bayramlar merasimle kutlanmış, Fatih Sultan Mehmet’in hazırladığı kanunname ile önceleri sade bir dinî görev olarak algılanan bayramlara resmî tören ağırlığı eklenmiştir.

İslâm inancına göre yirmi dokuz ya da otuz gün tutulan orucun sonunda yeni hilâlin görünmesi ile Ramazan bayramı başlar ve üç gün boyunca devam eder. Ramazan ayı boyunca süren birtakım dinî yasaklar da kalkar. Ramazan’ın bitişi “rü’yet-i hilâl” ile tespit edilir ve o gün bayram yapılır. Ramazan ayı, büyük bayram ile sona erdiğinde, yeni ve güzel elbiselerini giymiş Müslümanlar birbirlerini tebrik ederler, hediyeler verilir ve lokum ikram edilirdi. Şehirde eğlence ve temaşa had safhaya varırdı. [3] Bayram gününün tespiti ve daha sonraki eğlencelerle ilgili olarak seyyah Thevenot şunları anlatıyor: “Yeni ay görününce bayram saray civarında bulunan toplarla ilan ediliyor. Bayram geceleri ile ramazan geceleri arasında pek az fark var. Fakat gündüzleri sokaklarda çiçeklerle ve ağaç dallarıyla süslenmiş salıncaklar kuruluyor. (…) Salıncaklardan başka sokaklarda dönme dolaplar var. Bizim değirmen çarkları gibi. Büyük küçük herkes içindeki gözlere girip oturuyorlar. Sonra çarkı çevirmeye başlıyorlar. İnsan havaya yükselip aşağı iniyor. Sonra tekrar yükseliyor. Buna talih dolabı da diyebiliriz (…) Bayramda bunlara benzer daha çok eğlence var. Bütün sokaklar kalabalık, insan zor dolaşıyor. Bütün şehir halkı kadın erkek sokaklara dökülüyor (…) Bu bayramda Türklerin çok güzel âdetleri var. Bütün düşmanlarını affedip barışıyorlar. Sokakta tanıdıklarıyla karşılaşınca birbirlerine sarılıp öpüşüyorlar. Birbirlerinin bayramını tebrik edip sıhhat ve saadet diliyorlar (…) Türkler ramazan bayramına “büyük bayram”, hacıların bayramına da “küçük bayram” diyorlar. [4]

Zâtî bayramı şöyle anlatıyor:

Merhabâ itdürdi geldi ‘âşıkı ma’şûk ile / Kâşki bir yılda biñ kerre gele idi bâri ‘îd (G. 129/5)

“Bayram geldi de âşığı maşukla selamlaştırdı, kucaklaştırdı. Keşke bir yılda bin kere gelse.”

‘Îd-i ekberdür yüzüñ gördük nigârâ merhabâ / Birbiri ile halk ider ‘îd olsa zirâ merhabâ (G. 51/1)

“Ey güzel! Büyük bayramdır, yüzünü gördük. Zira bayram olunca halk birbiriyle merhabalaşır.”

Ramazân içredir idüñ hele bayrâm olsun / Dilde eş‘âr elümüzde mey-i gül-fâm olsun (G. 1093/1)

“Ramazanda hele bir bayram olsun, elimizde kırmızı kadeh, dilimizde şiirler olsun diyordun.”

Görüldüğü gibi Ramazan ve bayram, dinî ritüellerin sosyal hâle geldiği ve bu şekliyle şiirlere yansıdığı özel zamanlardır. Diğer sosyal olgular gibi Ramazan’ı ve bayramı divan şiirinin kurgusuyla örtüştürerek yansıtan şairler aynı zamanda hem bayrama hem de sevgiliye kavuştuklarından bayramlarda çifte mutluluk yaşarlar.

Kaynakça

Vildan Coşkun. Zâtî Divanı’na göre 16. Yüzyılda Sosyal Hayat, İstanbul: Erdem Yayınları, 2017.

Kemal Beydilli. “Stephan Gerlach’in Ruznamesinde İstanbul”,Tarih Boyunca İstanbul Semineri: 29 Mayıs- 1 Haziran 1988, İÜEF, İstanbul, 1989, s. 83-106.

Muhammed İhsan Oğuz. İslâm’da Mübarek Günler ve Geceler, İstanbul: Oğuz Yayınları, 1994.

Jean Thevenot. 1655-1656’da İstanbul ve Türkiye, çev. Reşat Ekrem Koçu, İstanbul: Çığır Yayınları, 1978.


[1] Jean de Thévenot, 1655-1656’da İstanbul ve Türkiye, çev. Reşat Ekrem Koçu, İstanbul: Çığır Yayınevi, 1939, s. 23.

[2] Muhammed İhsan Oğuz, İslâm’da Mübarek Günler ve Geceler, İstanbul: Oğuz Yayınları, 1994.

[3] Kemal Beydilli, “Stephan Gerlach’in Ruznamesinde İstanbul”, Tarih Boyunca İstanbul Semineri: 29 Mayıs- 1 Haziran 1988, İÜEF, İstanbul, 1989, s. 93.

[4] Büyük bayramın kurban, küçük bayramın Ramazan bayramı olduğunu söyleyen kaynaklar da vardır (bkz. Sir James W. Redhouse, Turkish-English Lexicon, İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992, s. 419).


0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arkadaşlarınızla paylaşın