Ey yürüyenler/ Eğreti sözcükler arasında?/ Alın adlarınızı, çekip gidin/ Saatlerinizi çekin zamanımızdan, çekip gidin/ Denizin maviliğini, belleğimizdeki anılar kumsalını/ Çalın dilediğinizce çalın/ Dilediğinizce fotoğraf çekin ki anlayın/ Anlayamayacağınızı/ Toprağımızdaki bir taşın/ Nasıl öreceğini göğün çatısını

Mahmud Derviş

 

Joe Sacco’nun Filistin (2009) adlı grafik romanını ilk okuma girişimim yarım kaldı. Tam da yağmalanıp işgal edilmiş bir Arap köyüne karşı nöbet tutan gürbüz İsrail askerinin pervasızca surlara yan gelip yattığı sahnede bırakmıştım. Sinir bozucuydu; kendi öfkenizle çaresiz kalakalıyordunuz öylece. Bir hikâyenin ‘okunmaz’ oluşu onun değerini belirleyebilir mi? (Buradaki okunmazlık, zor okunurluk, hikâyenin iç acıtıcı olmasıyla ilgili.). Kitabı ikinci kez okumaya giriştiğimde şu sorunun cevabını da aradım: “Sacco bunu nasıl yapıyor, bildiğimizi zannettiğimiz bir gerçeği nasıl bu kadar çarpıcı aktarabiliyor?” Bu soruya cevap vermeden önce elimizdeki kitabın türünü tanımlamamız gerekiyor; sırf etiketsever okurları memnun etmek için değil, cevap kitabın kategorisiyle de ilgili olduğu için. 

Öncelikle bu, bir grafik roman. Ana akım çizgi romandan farklı olarak daha derin hikâyeleri çizgiye döken, tüketimden çok sanat değerini öne çıkaran eserler böyle adlandırılıyor. Çizgi roman sanatının üstad çizerlerinden Will Eisner’ın çizgi romanın alışılmış kalıplarını yıkan/aşan, başka türden arayışlara girdiğinde kullanmayı seçtiği bu tabir böylece yaygınlık kazanıyor. Grafik romanlar, kurmaca hikâyeler anlatabilecekleri gibi tamamen otobiyografik de olabiliyorlar. Sacco’nunki ikinci türe giren bir çalışma ama aynı zamanda bir gazetecinin gözlemlerini içerdiği için haber metni değeri de taşıyor.

Filistin, Joe Sacco’nun Birinci İntifada sürerken yani 1991-92’de Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde Filistinlilerle birlikte yaşadığı iki ayın çizgi dökümü. Kitabın ön sözünü yazan Edward Said’in deyişiyle, “İsraillileri, Filistinlileri ve iki tarafın destekçilerini uzun zamandır meşgul eden umutsuzca çarpık ve bıktırıcı tartışmaların aksine aynı konuya alışılmadık bir özgünlükle yaklaşan siyasi ve estetik bir eser.” Sacco, gazete muhabirliği ile çizerliği birleştiriyor. Bir muhabir-çizer olarak İsrail’in işgalini, Filistinlilerin uğradıkları zulmü ve direnişlerini kayda geçiriyor. Sahada çalışan bir gazeteci olması ve havadisi birinci elden vermesi elbetteki önemli ama eserinin etkisini sadece buna bağlamak haksızlık olur. Bir gazeteci olarak olaya nesnel ve tarafsız bir açıdan bakmaya çalışması, üslûp sahibi olmadığı anlamına gelmiyor. Ne kadar aradan çekilmeye çalışsa da bir aracı, bir aktarıcı olduğunun farkında. Zaten trajik olan süreci ajite etmenin imkânı ve anlamı yok. Sacco, ajitasyona girmeden okurunu insanoğlunun acısıyla karşı karşıya getirmeyi başarıyor. Hislerinize oynamıyor. Derdini bağırmadan anlatıyor. Hatta kimilerinin siniklik olarak görebileceği bir çeşit duyarsızlığı, ve nesnel aktarımın arayüzü hâline getiriyor. Onun bu ‘duyarsızlığını’, sinizmini, patavatsızlığa vardırdığı da oluyor. Gerçi kimi okurlar bunu içtenlik olarak da değerlendirebilir. Fakat şu bir gerçek ki Filistin’i bir çizgi döküm ve bir grafik roman olarak çarpıcı kılan da bu üslûp: Sacco’nun taraf tutmayacağını biliyorsunuz. Politik doğruculuğu zerre umursamayan sözü de çizgisi gibi dobra ama onu güvenilir kılan da bu dosdoğru söyleyişi. Sivri dilinden kendini de esirgemiyor. Bir yerde kendisi için ‘akbaba’ sıfatını kullanıyor. Keskin hicvini haberi tüketim nesnesi hâline getiren medyadan sakınmıyor. Yine Said’in ifadesiyle, Sacco’nun çizimleri “Londra ve New York’taki bir avuç adamın seçip tüm dünyaya pazarladıkları görüntülere karşı panzehir işlevi görüyor.”

“Geri Sar” adlı bölümde, neredeyse sayfanın tamamını kaplayan bir sahne var: Sacco ve arkadaşı Samih, sağanak yağmurun altında arabalarıyla seller aşarak hedeflerine varmaya çalışıyorlar. Üstelik de yanlarında İsrail askerlerinin zulmünü belgeleyen bir video kasedi var. Panelin yanındaki anlatım kısmı şu cümlelerle başlıyor: “Gözlerimi kırpıştırıp zihnimden fotoğraf çekiyorum. Bunlar kitapta şahane duracak!” Sacco yeri geldiğinde taşı gediğine koyarak kendi şahsında medyayı hicvediyor aslında. Kendisi vicdanlı, işini hakkıyla yapan bir gazeteci olsa da medyanın genel tutumu bu hicvi hak ediyor. Sonra şu cümleler: “Gazze’nin mutlaka görülmesi gereken mülteci kampında, intifadanın çıkış noktasında, (…) günlerdir üstünü değiştirmemiş, birkaç ölü fareye basmış, soğuktan titremiş, gençlerle takılmış ve korkunç hikâyelerine bilgiç bilgiç kafa sallamış bir çizgi romancıyım.” Sacco, yaptığı işi küçümsemiyor. Sadece bir süper kahraman olmadığının farkında ve kendini de öyle göstermeye çalışmıyor. Bölümün sonuna vardığımızda Samih’le beraber hedeflerine varıyor ve kasedi seyrediyorlar. “Videonun iyi tarafı bu: Geri sarabilirsin, tekrar seyredebilirsin, sürprizlerden kurtulabilirsin…” Herhangi bir gazete haberini ya da okuduğumuz çizgi romanı da geriye sarmamız mümkün, tıpkı benim yaptığım gibi. Ama gerçekte bunu yapamazsınız. Sacco bunu biliyor. Aslında bir yandan da bu gözlemleri, kayıtları aslının yerine koyamayacağımızı hatırlatıyor, yabancılığımıza dikkat çekiyor. O mesafe yokmuş gibi yapmanın samimiyetsizliğinden sıyrılınca ezber bozulmuş oluyor. Çünkü maalesef dünyanın büyük bir kısmı hâlâ orada değil ve oralı değil.

Gözlem gücünü ve maharetini sahici insan hikâyeleri anlatmak için kullanıyor Sacco. Filistinlilerin yüzlerindeki keder, neşe, öfke… Zeytinleri kesilen hatta kendi elleriyle kestirilen Arap amcamızın yüzü Sacco’nun çizgilerinde dile geliyor. Mekânların, coğrafyanın ayrıntılı tasviri, bu hikâyeler için çok önemli. Geniş planda kamplar; yoksulluk, sefalet…

Aslında baştaki sorunun cevabı çok basit: Sacco, iyi bir hikâye anlatıcısı. Çizer ve muhabir olarak hikâye anlatıcılığının bir lüks olmadığını gösteriyor bize. Edward Said’in deyişiyle, “Onun arasında yaşadığı insanlar, tarihin kaybedenleri, umutsuzca aylaklık ettikleri kıyılara köşelere mahkûm olanlar; katıksız inatçılıklarından, ille de hayatta kalma isteklerinden ve hikâyelerine tutunma, onları anlatma ve hepten yok olmalarına neden olacak tasarılara karşı direnme güçlerinden başka ellerinde hiçbir şey olmayanlar.” Filistin’in hikâyesi hakkıyla anlatılırsa vicdanımızda yer edecek. Sacco’nun Filistin’i insanlığın belleğine işlenmiş güçlü ve gerçek bir hikâye.

Sacco’nun Filistin’i zor lokma; tıpkı Filistin’in kendisi gibi.


Kaynaklar:

Joe Sacco, Filistin, çev. Hilal Zeybek, İstanbul: İthaki Yayınları, 2009.

Mahmut Derviş, çev: Lütfullah Bender, İstanbul: Gendaş Yayınları, 2002.


0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arkadaşlarınızla paylaşın