Toplumdaki egemen kültürün değersizleştirdiği ve görmezden geldiği kültürel temsiller, tüm dayatmalar karşısında kendi tanıklığını ve belleğini kayıt altına alarak varlığını sürdürür. Resmi tarih anlatısının gizlediği ya da reddettiği kimi kişisel deneyimler ve gündelik hikâyeler yeni kültürel kodların üreticisi olarak konumlanırken iktidar ilişkilerini deşifre ederek direniş imkânları üretir. Popüler kültür ürünlerinden izleyici araştırmalarına ve görsel sanatlardaki üretimlere uzanan geniş bir alanda bu direniş imkânının izi sürülebilir. Bize oldukça tekdüze ve basit gibi görünen nesneler; tarih yazımının bir unsuru, politik karşı duruşun bir göstereni hâline gelebilir. Çağdaş sanatın politikleşmesinin, hayatı sanatın içine akıtmasının bir yolu da bu tür nesneleri kullanmasıdır: “Çağdaş sanat ‘işlevsizlik’ ilkesini çiğneyerek politika alanı ile dolaysız ilişkiler kurarken gündelik dille konuşmaya başlar, ifade araçları çeşitlenir, güncel toplumsal sorunlara dair sorumluluklar yüklenir.” [1] Fatoş İrwen, Olağan Zamanın Dışında sergisinde egemen kültürün tarih yazımının karşısına canlı/cansız çeşitli varlıkların ve hiç de ilginç olmayan nesnelerin tanıklığını yerleştiriyor.  

Küratörlüğünü Ezgi Bakçay ile Mahmut Wenda Koyuncu’nun yaptığı ve iki farklı mekânda, Karşı Sanat ile Depo’da gerçekleşen sergi, nesnenin ve bedenin tanıklığını merkeze almasıyla oldukça zengin ve karmaşık bir içeriğe sahip. Sanatçının işlerinde doğup büyüdüğü evin, Diyarbakır Suriçi’nin ve aile büyüklerinin önemli bir etkisi var. Bu durum hem sergide yer alan nesnelerde hem bu nesnelerin birbiriyle ilişkisinde hissediliyor. Aynı zamanda İrwen’in sergi sürecinde verdiği röportajlarda da karşımıza çıkıyor: “Babam da toplayıcıdır. Bu durum iyi ya da kötünün ötesinde bir durumdu. Biz birlikte taş, bitki toplardık Kırklar Dağı’ndan, nehirden, mezarlıklardan, gezdiğimiz yerlerden. Hikâyelerle, anlatılarla, hareketli ve tekinsizlikle yetiştiğimiz için kabına sığmama haliyle hayata akmaktı bu.” [2] Zeynep Sayın’ın deyimiyle bir “adli tıpçı”, Ezgi Bakçay’ın ifadesiyle ise bir “arkeolog” gibi hareket eden İrwen, yıllarca topladığı nesnelere toplumsal hafızanın yitimine karşı inşa edilen bir bellek olarak bakmamızı sağlıyor.

Ege Berensel, 8mm aile filmlerinin tarih ve sosyoloji disiplinlerinde kullanılmasının henüz yeni bir durum olduğunu belirtirken şunu sorar: “Bu 8mm arşiv, geçmişi şeyleştirmeden, gösteri endüstrisinin, sanatların kullanımına hazır bir tüketim nesnesine, bellek turizmine dönüştürmeden nasıl açık bir üretim alanına dönüştürülür?” [3] İrwen’in topladığı ve sergilediği nesneler böylesi bir üretimin örneği. Bedenlerin mekânla kurduğu ilişkiden, saçın tüm sergideki merkezi konumuna değin iç içe geçen, inceledikçe katmanlaşan işlerin gündelik ve sıradan olanla ilişkisi serginin en çarpıcı yönlerinden biri. İrwen’in kullandığı tekstil ürünleri, saç telleri, kendi bedenine ait parçalar, kemikler, çekirge, iplik gibi farklı nesnelerin tanıklığı bu üretimi mümkün kılarken aynı zamanda bir direniş alanı da oluşturuyor.

2017-2020 yılları arasında Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde kalan İrwen için hayat, belleksizliğe ve körleşmeye karşı bir tavır olarak akar. [4] İrwen, cezaevindeyken üretmeye ve sergi hazırlamaya devam eder. Paraya dokunmadan geçirdiği üç yılı tüm kötü koşullarına rağmen bir arınma dönemi olarak görür. Maruz kaldığı baskıyı bir hastalık ya da çaresizlik olarak yaşamak yerine onu iktidara karşı bir hamleye dönüştürür. Sistemin tüm değer ve başarı kriterlerine karşı çıkan kusur ve yaralar ise direnişin tetikleyicisidir. Farklı kadınlara ait saçlardan oluşan yumaklara ve senelerce biriktirilen eşyalara kadar her bir nesne, iktidara karşı bir cevap niteliğindedir. İrwen’in kaldığı cezaevinin duvarından aldığı parçalar ise ikame edilemez bir tarihi belge olarak artık kayıt altındadır.

İrwen’in cezaevindeyken topladığı böceklere yönetim tarafından el konulması ve yetkililerin gerekçe olarak “Bu sadece bir çekirge değil.” şeklindeki yorumu, sergideki işler kadar bu işlerin nasıl ortaya çıktığı sorusunu da önemli hâle getirir. Ali Bozan’ın Bu Bir Toros Değildir (2009) işini de hatırlatan bu anekdot, Toros’un yalnızca bir araba, çekirgenin de yalnızca bir çekirge olmadığı konusunda mutabakata varıldığına işarettir. Yakın zamanda derlenen “Hafıza ve Sanat Konuşmaları”nda tıpkı Ali Bozan ve geçtiğimiz yıl Görgü Tanığı serisindeki Helikopter resmi ile gündeme gelen Timur Çelik gibi İrwen’in çalışmaları da “tanıksızlığa müdahale eden işler” olarak değerlendirilir. [5] Bu müdahale, iktidar tarafından verili kabul edilen anlam düzenini krize sokarken toplumun görmediği, görmeyi reddettiği başka bir tarihe tanıklık etmemizi sağlar.


[1] Ezgi Bakçay, “2000’ler Türkiye’sinde ‘Sanatın Politikası’: Karşı Sanat Çalışmaları”, Hafıza ve Sanat Konuşmaları, 2020.

[2] https://bianet.org/biamag/sanat/245164-fatos-irwen-sizden-calinan-hayatiniz-bedeniniz-ve-zaman

[3] Ege Berensel, “Olağan içi arşiv: Türkiye 8mm aile filmleri arşivi üzerine”, Birikim, sayı 387-388, s. 146.

[4] https://www.youtube.com/watch?v=G0GT_Yr9KMc (Olağan Zamanın Dışında, Zeynep Sayın Sergi Konuşması)

[5] Dilan Yıldırım, “Adet Kanı, Saç ve İğne: Kendine Tanıklığın İnşası”, Hafıza ve Sanat Konuşmaları, 2020.


0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arkadaşlarınızla paylaşın